Borsa İstanbul son yılların en ilginç dönemlerinden birinden geçiyor. Bir tarafta %30'un üzerinde seyreden enflasyon, yüksek faizler ve siyasi riskler var. Diğer tarafta ise tarihsel ortalamalarının altında işlem gören birçok şirket, düşen risk primi beklentileri ve yeniden canlanabilecek yabancı yatırımcı ilgisi bulunuyor.
Aslında piyasadaki temel soru şu: Borsa İstanbul gerçekten ucuz mu, yoksa ucuz görünmesinin haklı sebepleri mi var?
Son dönemde yatırımcı psikolojisindeki değişim dikkat çekiyor. 2024 ve 2025 boyunca birçok yatırımcı mevduat faizlerini tercih ederken, hisse senetleri ciddi bir ilgi kaybı yaşadı. Oysa şirketlerin önemli bir kısmı faaliyetlerini büyütmeye devam etti. Bugün birçok şirketin piyasa değeri ile yarattığı operasyonel kâr arasındaki ilişki geçmiş dönemlere kıyasla oldukça makul seviyelerde bulunuyor.
Buna rağmen piyasa hâlâ güçlü bir hikâye üretebilmiş değil. Çünkü yabancı yatırımcı sadece ucuzluk satın almaz; öngörülebilirlik satın alır. Türkiye'nin risk primi son yıllara göre daha olumlu seviyelerde seyretse de yatırımcıların beklediği şey yalnızca düşük çarpanlar değil, aynı zamanda sürdürülebilir ekonomik istikrar ve güçlü sermaye girişidir.
Diğer taraftan enflasyonla mücadele süreci devam ediyor. Mayıs ayında yıllık enflasyon %32,6 seviyesinde gerçekleşirken, Merkez Bankası politika faizini %37 seviyesinde sabit tutmayı tercih etti. Bu durum, bir yandan şirketlerin finansman maliyetlerini yüksek tutarken diğer yandan hisse senetleri ile mevduat arasındaki rekabetin sürmesine neden oluyor.
Ancak piyasalarda çoğu zaman fiyatlar bugünü değil, geleceği satın alır.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde yatırımcıların dikkat etmesi gereken asıl konu şirketlerin çeyreklik finansal sonuçlarından çok, faizlerin hangi hızda düşeceği ve yabancı yatırımcının Türkiye'ye ne ölçüde döneceği olacaktır. Tarihsel olarak yabancı sermaye girişleri önce tahvil piyasasında, ardından hisse senetlerinde etkisini göstermiştir.
Borsa İstanbul'un önündeki en büyük fırsat da burada yatıyor. Çünkü uzun süredir devam eden ilgisizlik dönemleri, genellikle gelecekteki büyük hareketlerin zeminini hazırlar. Bugün piyasada birçok yatırımcı umutsuz, birçok kaliteli şirket ise gözden kaçmış durumda.
Belki de yatırımcıların kendilerine sorması gereken soru endeksin yarın ne olacağı değil; beş yıl sonra bugünkü fiyatların ucuz mu yoksa pahalı mı görüneceğidir.
Piyasalarda servet çoğu zaman herkesin konuştuğu hisselerde değil, kimsenin konuşmadığı dönemlerde biriktirilir.