Haftaya piyasalar, klasik “veri haftası”ndan çok daha fazlasıyla başlıyor: makro veriler, merkez bankası beklentileri ve jeopolitik risklerin aynı anda fiyatlamaya girdiği, tek bir başlığın bile tüm varlık sınıflarını oynatabildiği tipik bir kırılgan denge ortamı. Borsa İstanbul’da fiyatlama davranışları yine “makrodan çok mikroya kayan” bir zeminde başlıyor. Küresel tarafta risk iştahı kırılgan kalmaya devam ederken, BIST’in kendi iç dinamikleri giderek daha belirleyici hale geliyor. Endeksin yönünden ziyade, endeksin içindeki dağılım artık çok daha kritik.

BIST-100 tarafında son dönemde en dikkat çekici konu, endeksin baskılandığı ama hisselerin ayrıştığı bir yapıya dönüşmesi. Yani manşet endeks çok sert trend üretmezken, aynı gün içinde bazı hisseler güçlü yükselişler kaydedebiliyor, bazıları ise belirgin şekilde geride kalıyor. Bu durum aslında piyasadaki likiditenin dar bir alana yoğunlaştığını ve seçici alımların öne çıktığını gösteriyor.

Bankacılık endeksi bu yapının merkezinde kalmaya devam ediyor. Jeopolitik riskler, faiz patikası beklentileri, enflasyon görünümü ve makro ihtiyati çerçeve bankaları doğrudan fiyatlıyor. Ancak burada önemli olan artık “sektörün tamamı” değil; bilanço kalitesi, swap maliyetleri, komisyon gelirleri ve sermaye yeterliliği gibi detaylar. Aynı sektörde iki hisse arasında bile belirgin performans farkı oluşması bu yüzden tesadüf değil.

Sanayi tarafında ise hikâye daha çok küresel talep ve kur dengesi üzerinden okunuyor. İhracat ağırlıklı şirketlerde kur stabilitesi kısa vadeli baskı yaratırken, maliyet kontrolü güçlü şirketler ayrışmaya devam ediyor. İç talep odaklı hisselerde ise faizlerin yüksek seyri nedeniyle seçici bir baskı hissediliyor; bu da sanayi içinde bile “kazanan–kaybeden” ayrımını keskinleştiriyor.

Asıl önemli fiyatlama katmanı ise artık endeks mekanizmasının kendisi. Borsa İstanbul’da son dönemde endeks hareketlerini belirleyen şey sadece fiyat değil, fiili dolaşım ve ağırlık değişimleri. Özellikle endeks fonları ve pasif para akışı düşünüldüğünde, bir hissenin endeks içindeki ağırlığındaki küçük değişim bile ciddi hacim etkisi yaratabiliyor. Bu da fiyatlamayı “haberden çok mekanik akışa” daha duyarlı hale getiriyor.

Tam bu noktada SPK’nın fiili dolaşım hesaplama düzenlemesi piyasada daha yapısal bir etki yaratma potansiyeline sahip. Çünkü artık dolaylı sahiplik yapıları da fiili dolaşım dışında değerlendirilecek. Bu ne demek? Endekslerde görünen serbest dolaşımın daha “gerçek” hale gelmesi demek. Kâğıt üzerinde yüksek görünen bazı hisselerde fiili dolaşım aşağı revize edildikçe, endeks ağırlıkları ve dolayısıyla pasif fon talebi yeniden dağıtılacak.

Bu tip değişiklikler genelde kısa vadede fiyatı hemen bozmaz ama “kimlerin endekste kalacağı, kimlerin ağırlık kaybedeceği” sorusunu öne çıkarır. Özellikle sınırda fiili dolaşıma sahip hisselerde endeks giriş/çıkış beklentisi, fiyatlamanın kendisine dönüşebilir. Yani artık yatırımcı sadece bilanço değil, endeks matematiğini de takip etmek zorunda.

Bir diğer kritik başlık ise likidite. BIST’te işlem hacmi güçlü görünse de bu hacmin dağılımı oldukça yoğunlaşmış durumda. Az sayıda hissede yüksek işlem, geniş tabana yayılmayan bir para akışı var. Bu da endeks yükselişlerinin “dar katılımlı” olmasına neden oluyor. Böyle dönemlerde endeksin gücü değil, yükselişin kalitesi sorgulanır hale gelir.

Önümüzdeki dönemde Borsa İstanbul’u belirleyecek ana çerçeve şu üçlü üzerinden şekillenecek:

  • Endeks ağırlıklarının yeniden dağılımı
  • Faiz–enflasyon ekseninde hisse seçiciliği
  • Likiditenin dar alanlara sıkışması

Özetle BIST şu anda bir yön piyasasından çok, bir “fiyatlama ayrışması piyasası”. Endeksi okumak önemli ama asıl alfa artık endeksin içinde saklı. Ve bu dönem, doğru hisseyi seçen ile sadece endeksi takip eden arasındaki farkın hızla açıldığı bir dönem olmaya devam ediyor.