2026'nın ilk yarısı hem küresel ekonomi hem de Türkiye açısından yüksek jeopolitik risklerin, sıkı para politikalarının ve finansal piyasalarda ayrışmanın yaşandığı bir dönem oldu. Küresel ekonomide ana tema jeopolitik riskler olurken, AI (Yapay Zeka) teması piyasaları taşımaya devam etti, merkez bankaları temkinli kaldı ve küresel büyüme yavaşladı ama resesyon yaşanmadı.

İran merkezli çatışmalar ve enerji arzına ilişkin endişeler piyasalarda sert dalgalanmalar yarattı. Özellikle petrol fiyatları kısa süreli sert yükselişler yaşarken, çatışma riskinin azalmasıyla yeniden geri çekildi. Rusya-Ukrayna savaşı görece ikinci planda kalsa da küresel ekonomi üzerinde baskı oluşturmaya devam etti.

Çip üreticileri ve AI altyapısına yönelik şirketler yılın en güçlü performansını gösterdi. Buna karşın teknoloji devlerinin bir kısmı aynı ölçüde yükselmedi ve sektör içinde ciddi ayrışmalar oluştu. Küresel hisse senetleri jeopolitik şoklara rağmen ilk yarıyı genel olarak pozitif tamamladı.

Enflasyon tamamen kontrol altına alınamadığı için faiz indirimleri beklenenden daha yavaş ilerledi. ABD'de Fed'in sıkı duruşunu koruyabileceği beklentisi tahvil faizlerini yüksek tuttu. Dolar yeniden güç kazanmaya başladı.

Bu süreçte küresel ekonomi dirençli kaldı. AI yatırımları büyümeyi destekledi. Ancak jeopolitik riskler ve beraberinde gelen petrol ve enerji maliyetlerindeki artışlar büyüme üzerinde baskı oluşturdu.

Yılın ilk yarısında küreselde yaşananların etkisine ek olarak Türkiye ekonomisinde dezenflasyon süreci devam etti, TCMB sıkı para politikasını sürdürdü ve ekonomik büyüme yavaşladı. Faizlerin yüksek kalmaya devam etmesiyle iç talep zayıfladı, tüketim yavaşladı ve yatırım iştahı azaldı. Özellikle ilk çeyrek verileri ekonomide belirgin bir yavaşlamaya işaret etti.

Enflasyonda düşüş eğilimi sürdü. Hizmet enflasyonu dirençli kaldı. Mal enflasyonunda daha belirgin iyileşme görüldü. TCMB dezenflasyon sürecini korumaya odaklandı. TL kontrollü değer kaybetmeye devam etti. TCMB rezerv politikası önemini korudu.

İlk yarıda Borsa İstanbul’u etkileyen başlıca unsurlar ise jeopolitik riskler, yüksek faiz ortamı, yabancı yatırımcı girişlerinin sınırlı kalması ve küresel piyasalardaki dalgalanmalar.

Faiz ve büyüme odaklı bir ikinci yarı

2026'nın ikinci yarısına girilirken piyasalarda temel soru artık "sıkı para politikalarının ne zaman gevşemeye başlayacağı" oldu. İlk yarıda jeopolitik riskler ve merkez bankalarının politikaları fiyatlamaları belirlerken, ikinci yarıda hem küresel hem de Türkiye özelinde faiz kararları, büyüme görünümü ve şirket kârlılıkları ön plana çıkacak.

Küresel tarafta merkez bankaları faiz indirimlerine odaklanacak, yapay zekâ yatırımları devam edecek ve jeopolitik riskler önemini koruyacak…

Türkiye'de beklentiler açısından odak TCMB'nin faiz indirim sürecinde olacak… Eğer enflasyondaki düşüş devam eder, rezervlerde bozulma yaşanmaz ve kur istikrarlı kalırsa TCMB'nin kademeli faiz indirimlerine başlaması bekleniyor. Ancak indirimlerin hızlı değil, veri odaklı ve temkinli olması bekleniyor.

Borsa İstanbul için ikinci yarının ana belirleyicileri; olası faiz indirimleri, yabancı yatırımcı girişleri, şirket bilançoları, jeopolitik gelişmeler ve küresel risk iştahı olmaya devam edecek.

Genel değerlendirme

2026'nın ilk yarısı, küresel ölçekte "jeopolitik risklere rağmen finansal piyasaların direnç gösterdiği", Türkiye'de ise "dezenflasyon hedefi doğrultusunda sıkı para politikasının büyüme üzerinde yavaşlatıcı etkiler yarattığı" bir dönem olarak öne çıktı. Küresel tarafta yapay zekâ yatırımları ve jeopolitik gelişmeler fiyatlamalara yön verirken, Türkiye'de TCMB'nin sıkı duruşu piyasaların temel belirleyicisi oldu.

2026'nın ikinci yarısı, ilk yarıya göre daha fazla "faiz" ve "büyüme" odaklı bir dönem olabilir. Küresel piyasalarda merkez bankalarının atacağı adımlar ve jeopolitik gelişmeler risk iştahını belirlerken, Türkiye'de enflasyondaki düşüşün sürmesi halinde TCMB'nin kademeli faiz indirimlerine başlaması Borsa İstanbul ve TL varlıklar için önemli bir katalizör olabilir.

Bununla birlikte, jeopolitik gerilimlerin yeniden tırmanması, enerji fiyatlarında sert yükselişler veya enflasyonun beklenenden daha dirençli seyretmesi gibi riskler bu olumlu senaryoyu zayıflatabilecek başlıca unsurlar olarak öne çıkıyor.