28 milyon kişilik nüfusu ile bir Güney Amerika ülkesi olan Venezuela 1950’lerden önce askeri diktatörlüklerle yönetiliyordu. 1950’li yılların sonlarından itibaren hükümetler demokratik yollarla gelse de ülkede kargaşa ve sorunlar bir türlü bitmek bilmedi… Dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip ülkesi olması ülkedeki kaosu açıklayabilecek nitelikte. Diğer yandan J. Stiglitz Eşitsizliğin Bedeli kitabında “En yüksek eşitsizlik oranına sahip ülkeler arasında doğal kaynak zengini ülkeler başı çekmektedir.” ifadesi ise ülkedeki yoksulluğun sebebini ortaya koyan temel argümanlardan bir olarak ifade edilebilir.
1998 yılında seçimi kazanarak iktidara gelen Chavez’in neoliberal politikalar yerine Bolivarcı bir çizgide ilerlemesi de ülkeyi hedefe koyan bir başka etken oldu. Öyle ki bu tutum Chavez’i darbe ve suikast girişimlerine maruz bıraktı. Ancak Chavez’den önce büyük çoğunluğu yoksul olan halkın Chavez yönetimi ile görece refahının artması birçok darbe ve suikast girişimini tersine çevirdi. Chavez’in 2013 yılında ölümünden sonra ise Maduro’nun başa geçmesi ile ekonomi küçüldü, enflasyon ve yolsuzluk gündemden düşmedi.
Bugüne döndüğümüzde, Venezuela uzun süredir siyasi, ekonomik ve sosyal kriz içerisinde. Özellikle 2024 yılı seçimlerinin tartışmalı sonuçları sonrasında protestolar olmuştu. Diğer yandan ekonomik sıkıntılar, hiperenflasyon, alt yapı sorunları ve kitlesel göç gibi yapısal sorunlar sadece ülkenin değil dünyanın da gündemi haline gelmişti. ABD’nin bu saldırısını ise halkın bir kısmı tepkiyle karşılarken, bir kısmı da süreci destekliyor. Dolayısıyla homojen olmayan bir halk tepkisi söz konusu. Muhalefet ise bu durumu yeni bir başlangıç olarak görüyor. Birçok ülke ise ABD’nin bu saldırısını destekliyor ya da en azından tepkisiz kalıyor.
Sonuç olarak Venezuela’nın mevcut durumda günlük ortalama 800-900 bin varil üretim yaptığı ve bunun 500-600 bin varilini ihraç ettiği dikkate alındığında ve piyasadaki petrol arzı fazlası göz önünde bulundurulduğunda kısa vadede petrol fiyatlarında bir bozulma yaratmayacaktır. Venezuela’nın petrol üretiminde, doksanlı yılların sonunda günlük 3,5 milyon varile kadar çıkabildiğini göz önüne alırsak, Venezuela’da oluşacak yeni yönetimin tekrardan arzı artırması (ki bu ciddi yatırımlar gerektiriyor) orta vadede petrol fiyatlarını aşağıya çekebilecek bir etki yaratabilir. Uzun vadede ise ABD’nin bu saldırısı Trump’ın ucuz petrole erişim hamlesi olarak değerlendiriliyor. Nitekim Trump Venezuela'nın petrolünü ABD’nin kontrol edeceğini ve petrol üretimini yeniden canlandırmak için yatırım yapacağını söylüyor. ABD’nin bu adımı ayrıca “Petrol savaşları mı başlıyor?” sorusunu da akıllara getiriyor…
Ancak ABD’nin yasal dayanağı tartışmalı olan bu saldırısı sadece Venezuela için değil, aynı zamanda küresel jeopolitik dengeler açısından da önemli. Venezuela içerisindeki dinamikler hala kırılganlığını korurken, bölgesel diplomasi ve istikrarda belirsizlikler öne çıkıyor. Bunun yanı sıra, uluslararası hukukun ihlali riski göz ardı edilmemeli. Ayrıca bu durumunun, Çin’i Tayvan üzerindeki toprak iddialarını güçlendirme konusunda cesaretlendirebileceği iddiaları da öne çıkmaya başladı bile…