2026’da Yurt İçi Piyasaların Dinamikleri: Enflasyon, BES Teşvikleri ve Jeopolitik Riskler Arasında Denge Arayışı
2026’ya girerken Türkiye piyasaları için tablo, klasik “yeni yıl rallisi” beklentisinden daha karmaşık ve çok katmanlı bir görünüm sunduysa da, yeni yılın ilk işlem günü borsa için gayet iyi başlamış görünüyor. Umarız ki yıl içerisinde de başladığı gibi gitsin… Ancak önümüzdeki süreçte (en azından yılın ilk çeyreğinde) piyasalar ne yöne, hangi hızda gider ve kalıcı yükselişler görür müyüz dediğimizde cevap vermemiz gereken sorular olduğu da unutulmamalı. Bunları ise enflasyon ve faizlerin seyri, uzun vadeli tasarruflar ve devlet katkısı tartışmaları ve jeopolitik riskler şeklinde sıralamak mümkün…
Enflasyon hâlâ yakından izlenen ve faizler konusunda beklentileri şekillendiren ana başlık. Diğer yandan uzun vadeli tasarruf sistemi kapsamında BES’te devlet katkısının azaltılacağına dair tartışmalar ve jeopolitik cephede tansiyonun yeniden yükselme ihtimali masada. Bu üç başlık, bugün Türkiye piyasalarının yönünü belirleyen dinamikler olarak öne çıkıyor.
Son aylarda enflasyon cephesinde görece ılımlı bir tablo hakim. İstanbul Ticaret Odası verileri Aralık ayında aylık %1,2’lik artışa işaret ederken, resmi TÜFE beklentileri de %1’in hemen altında şekilleniyor. Bu kapsamda bakıldığında enflasyonda “kontrollü bir yavaşlama” görülüyor. Ancak detaylara inildiğinde gıda ve konut kalemlerinde fiyat artışlarının hâlâ yüksek seyretmeye devam ettiği de göz ardı edilmemeli. Yine de henüz rahatlatıcı düzeyde olmasa da enflasyonun düşmeye devam etmesi iyimserliği desteklemeli.
Bir başka nokta, son dönemde BES’te devlet katkısının azaltılabileceğine dair artan tartışmalar. BES’te teşviklerin zayıflaması, yalnızca sigorta ve emeklilik şirketlerinin gelir modellerini değil, aynı zamanda sermaye piyasalarının uzun vadeli yerli yatırımcı tabanını da doğrudan etkiliyor. Devlet katkısı, BES’in büyümesinde belirleyici unsurlardan biri. Katılımcıların büyük kısmı için BES’in cazibesi, fon performansından ya da uzun vadeli emeklilik planlamasından çok, devlet katkısının “kesin getiri” algısı oluşturmuş olmasına dayanıyor. Bu nedenle katkı oranında yapılacak olası bir düşüş, tasarruf eğilimini doğrudan etkiler. Türkiye gibi tasarruf oranı kronik olarak düşük bir ekonomide, bu tür teşviklerin geri çekilmesi, bireylerin uzun vadeli birikim davranışını zayıflatma riski taşır. Devlet katkısının cazibesinin azalması, yeni katılımcı girişlerini yavaşlatabilir. Bu da fon büyüme hızının yavaşlaması anlamına gelir. Fonlar küçülmese bile, büyümenin ivme kaybetmesi, piyasa derinliği açısından olumsuz bir sinyal üretir.
Üçüncü ve belki de en zor fiyatlanan başlık ise Rusya-Ukrayna, Suriye ve İran’daki son gelişmeler düşünüldüğünde jeopolitik riskler. Türkiye piyasaları, geçmiş tecrübelerden biliyoruz ki jeopolitiğe karşı duyarsız değil. Bu tür riskler genelde hisse senedi piyasasında sektör bazlı ayrışmalarla kendini gösteriyor. Piyasalar belirsizliği sevmez; ancak belirsizlik yönetilebilir olduğu sürece fiyatlamalar da kontrollü kalır.
Tüm bu başlıkları bir araya getirdiğimizde, 2026’nın Türkiye piyasaları açısından “dengelenme” yılı olacağını söylemek abartı olmaz. Nitekim kötümserlikten ziyade, iyimserliğin ön planda olacağı ve korunacağı bir zemin var. Mikro ölçekte bakıldığında, 2025’te bazı hisselerin ve teknoloji sektörünün güçlü performansı, likiditenin nasıl seçici davrandığını açıkça gösterdi.
Dolayısıyla önümüzdeki dönemde yatırımcı davranışlarını belirleyecek temel soru şu olacak: enflasyonda kalıcı düşüş patikası sürecek mi, devlet uzun vadeli tasarrufu ne ölçüde desteklemeye devam edecek ve jeopolitik riskler kontrol altında tutulabilecek mi? Bu üç sorunun yanıtı, yalnızca endeks seviyelerini değil, piyasanın ruh halini de belirleyecek.