Türkiye ekonomisinde enflasyon hemen her dönem risk olarak karşımıza çıkmakta ancak enflasyonun geçtiğimiz 5-6 yılın öncelikli gündem başlıklarından bir tanesi olduğunu söylemek yanlış olmaz. Geride bıraktığımız 2-3 yıllık dönemde enflasyon mücadele konusunda ciddi bir yol kat edilmiş olsa da enflasyon konusu bir süre daha gündemimizde yer almaya devam edecek gibi duruyor. Dolayısıyla enflasyonun aha iyi anlaşılması bağlamda enflasyonun ne olduğu, nedenleri, enflasyonun piyasalarda ya da ekonomik aktörler arasında nasıl işlediği ile etkileri ve önlenmesine dair Sadun Aren’in Ekonomi Dersleri kitabındaki bölümü sizlere aşağıdaki gibi aktarmak istiyorum…

Sadun Aren kitabının Enflasyon bölümünde Enflasyonun mahiyeti ve nedenlerini açıklarken; “Bir ekonomide her üretilen mal, sadece fiziksel bir ürün değil; aynı zamanda ücret, faiz, kâr ve rant yoluyla piyasaya dağıtılan bir gelir anlamına gelir. Bu nedenle teorik olarak toplam arz ile toplam talep birbirine eşittir ve bu denge fiyat istikrarını sağlar.

Ancak talep ile arz arasındaki denge bozulduğunda fiyatlar da istikrarını kaybeder. Talep arzı aşarsa fiyatlar yükselir, talep yetersiz kalırsa fiyatlar düşer. Üstelik bu değişim yalnızca fiyatları değil, üretim ve istihdamı da etkiler. Talep artışı üretimi ve istihdamı artırırken, talep daralması üretimi düşürür ve işsizliği büyütür.

Sonuç olarak ekonomi bir denge ikilemi ile karşı karşıyadır: Daha düşük işsizlik genellikle daha yüksek fiyatlar, daha düşük enflasyon ise daha yüksek işsizlik riski anlamına gelebilir. Ancak bu bahiste, talepteki değişmelerin sadece fiyatlar üzerinde etki yaptığını varsayacağız.” der.

Ve Aren toplam arz ile toplam talep arasındaki dengenin, talep lehine olarak, başlıca aşağıdaki nedenlerden dolayı bozulduğunu ifade eder:

i. Kamu sektörü harcamalarının kamu sektörü gelirlerinden fazla olması,

ii. Özel sektör yatırımlarının özel sektör tasarruflarından fazla olması,

iii. Dış ticaret dengesinin fazla vermesi ve

iv. Enflasyon ithali.

Yukarıdaki bu maddelerden ilk üçü iç talep ve para arzı kaynaklı olup enflasyonun asli nedenleri iken, sonuncu madde dış faktörler yoluyla da enflasyonun ithal edilebildiğini anlatmaktadır. Öyle ki, yurt dışında fiyatların yükselmesi, ithal edilen malların maliyetini artırarak iç piyasadaki fiyatları yukarı çeker. Özellikle petrol gibi temel ve stratejik girdilerdeki sert fiyat artışları, üretim maliyetlerini genel olarak yükselterek ekonomi genelinde enflasyonist baskı yaratabilir.

Kamu harcamalarının kamu gelirlerini aşması ile oluşan bütçe açığının ekonomide toplam talebi artırıcı bir etki yaratması, nasıl finanse edildiğine bağlıdır. Eğer açık para arzı artırılarak, yani para basılarak kapatılırsa piyasadaki likidite artar ve toplam talep genişler. Buna karşılık açık borçlanma yoluyla finanse edilirse, devletin talep artışı özel sektörün harcama gücünü azaltır; böylece kamu kesimindeki genişleme özel kesimde daralma ile dengelenir ve toplam talep değişmez. Kısacası, bütçe açığının ekonomik etkisi büyüklüğünden çok finansman yöntemine bağlıdır.

Özel sektör tarafında ise yatırımlar tasarrufları aştığında sektör net açık verir. Normal koşullarda firmalar tüketimi keyfi biçimde artıramaz ya da maliyetinin altında satış yapamaz; bu nedenle harcama artışı esas olarak yatırımlar üzerinden gerçekleşir. Eğer yatırımlar mevcut tasarrufların üzerine çıkarsa aradaki fark, banka kredileriyle finanse edilir. Bu da kredi genişlemesi ve para arzının artması anlamına gelir. Yani, özel sektör açığı borçlanma yoluyla yaratılan ek finansman sayesinde oluşur ve bu süreç ekonomide para hacmini ve talebi büyütür.

Dış ticaret dengesinin fazla vermesi, yani ihracatın ithalattan yüksek olması, ülkede üretilen malların bir kısmının yurt dışına gitmesine rağmen bu üretimden doğan gelirin içeride kalması anlamına gelir. Böylece yurtiçi talep yurtiçi arzı aşar ve talep fazlası fiyatlar üzerinde enflasyonist baskı yaratır. Tersi durumda, yani ithalat fazlasında ise toplam talep arzın altında kalır ve fiyatlar düşme eğilimi gösterir. Bu durum, Türkiye özelinde ise uzun yıllardır dış ticaret açığı verildiği için ihracat kaynaklı bir talep fazlası ve enflasyon baskısı söz konusu değildir. Hatta ekonomi zamanla bu açığa uyum sağlamış, fiyat düzeyi bu yapıya göre dengelenmiştir. Ancak alışılmışın aksine dış ticaret açığının azalması bile, arz-talep dengesini bozarak enflasyonist etki yaratabilir.

Aren yukarıda belirtilen bu ilk üç etkenden biri gerçekleştiği zaman, “toplam talep toplam arzdan fazla olacağından, fiyatlar genel düzeyi yükselmeye başlar yani enflasyon oluşur” der. Ayrıca enflasyonu iki açıdan tanımlar. Aren’e görede nedensel (sebebe dayalı) tanıma göre enflasyon, toplam talebin cari fiyat düzeyinde toplam arzı aşması sonucu ortaya çıkar; talep fazlası fiyatlar genel düzeyini yukarı iter. Betimsel (tasviri) tanıma göre ise enflasyon, fiyatlar genel düzeyinin sürekli ve kalıcı biçimde artmasıdır.

Enflasyonun mekanizması

Aren’in kitabında yer alan enflasyon mekanizmasını aşağıdaki gibi özetleyerek aktarabiliriz:

Yukarıda belirtilen asli nedenlerden biriyle başlamış ilk fiyat artışları, toplumun çeşitli sınıf ve tabakalarını ekonomik durumlarını savunmak için harekete geçmeye zorlar. Gerçekten, gelirleri para cinsinden belirlenmiş olan herkes fiyatların bu yükselişi karşısında zarar eder. Bunu önlemek için bütün sınıf ve tabakalar kendi gelirlerini fiyatlara koşut olarak artırmaya çalışırlar. Bu sınıflar ve tabakalar arası gelir çekişmesi ile enflasyon, yani fiyatların devamlı artışı başlamış olur.

Burada dikkat edilecek nokta, enflasyonun sözünü ettiğimiz başlangıç nedenlerini enflasyona, yani devamlı fiyat artışlarına dönüştüren mekanizmanın sınıflar ve tabakalar arası gelir çekişmesi olduğudur. Çünkü enflasyonun başlangıç nedenlerinden ötürü ortaya çıkan ilk fiyat artışlarına, eğer bundan zarar görenler tepki göstermez ve zararlarını sineye çekerlerse, fiyat artışları da artık devam etmez; bunu sineye çekmez ve karşı koyarlarsa, fiyatlardaki yükselme de eriştiği düzeyde durmaz, artmaya devam eder.

Çeşitli sınıf ve tabakaların enflasyondan korunmak, yani kendi gelirlerini de fiyat artışlarına koşut olarak artırmak için verdikleri mücadele başarılı olduğu ölçüde devam etmekte olan enflasyonu daha da şiddetlendirir. Bunun üzerine, gelirlere (ücretlere, maaşlara, taban fiyatlarına vs.) tekrar zam istenir. Alınan zamlar enflasyonu biraz daha hızlandırır ve bu böylece devam eder gider.

Enflasyonun önlenmesi

Enflasyonun önlenmesi noktasında ise S. Aren, Ekonomi Dersleri kitabında, enflasyonun temel nedeninin, toplam talebin toplam arzı aşması; yani sorunun arz yetersizliğinden çok talep fazlasından kaynaklandığını ifade eder. Aren, bu nedenle enflasyonu kontrol altına almanın ana yolunun talebi kısmak olduğunu belirtir. Arzı artırmak tek başına çözüm değildir, çünkü üretim artışı beraberinde yeni gelir ve talep de yaratır; böylece talep fazlası ortadan kalkmaz. Ancak talebi artırmadan yapılacak ithalat gibi dış kaynaklı arz artışları kısa vadede yardımcı olabilir.

Öte yandan enflasyon yalnızca teknik bir ekonomik mesele değildir. Nitekim Aren’e göre talep daraltıldığında fiyatlar aşağı yönlü katı olduğu için kolayca düşmez; bunun yerine üretim ve istihdam azalır. Sonuçta enflasyonu düşürmek çoğu zaman daha düşük büyüme ve daha yüksek işsizlik pahasına gerçekleşir.