Son günlerde borsa yükselmesine rağmen dikkatimi çeken bir nokta var… Borsa yükseliyor ama kimse sevinmiyor, piyasalarda garip bir sessizlik var. Borsa rekor kırıyor ama kimse kutlamıyor, para neden hâlâ tedirgin?

Ekrana bakıyorsunuz. Endeks zirvede, rekor tazeliyor. Hisseler nominal olarak yükselmiş. Portföyünüz geçen yıla göre, geçen aya göre, hatta geçen haftaya göre daha “yüksek” görünüyor. Ama yine de içinizde tarif etmesi zor bir eksiklik var.

Türkiye’de son dönemde finansal piyasaların en net fotoğrafı tam olarak bu. Borsa rekor kırıyor ama yatırımcı mutlu değil.

Bu durum bir çelişki gibi görünse de aslında oldukça tanıdık. Nominal kazançlar artarken reel tatminin geride kalması, enflasyon ve faizlerin düşüşe rağmen görece yüksek kalmaya devam etmesinin klasik bir yan etkisi. Ancak bugün yaşadığımız şey bir başarısızlık değil; bir geçiş süreci…

BIST-100 tarihi zirvelerini test ediyor. Bu tablo ilk bakışta güçlü bir başarı hikâyesi gibi duruyor. Ancak yatırımcı tarafında coşku yerine daha çok temkinli bir sorgulama var. Çünkü artık şu soru daha sık soruluyor: “Endeks yükseliyor ama ben gerçekten zenginleşiyor muyum?”

Bu sorunun cevabı herkes için aynı değil. Mevcut piyasa ortamında endeksin yükselmesi tek başına yeterli olmuyor. Eğer bir hisse reel getiri sağlayamıyorsa ve alternatif faiz getirileri güçlü kalıyorsa, bu yükseliş çoğu zaman, yatırımcıda, refah artışından çok kaybı telafi etme hissi yaratıyor. Bu durum birçok kişi için borsanın artık bir zenginleşme aracı olmaktan çok, enflasyondan korunma alanı olarak görülmesine yol açabiliyor. Çünkü piyasalarda güven yalnızca rakamlarla değil, kazancın hayata yansımasıyla ölçülür.

Bu durumun bir diğer önemli yansıması yabancı yatırımcı cephesinde görülüyor. Zaman zaman dalgalanmalar görsek de, yabancı yatırımcı 2024 Mayıs ayından beri TL varlıklara giriş yapıyor. Bu önemli ve olumlu. Ancak bu paranın büyük kısmı hisse senetlerine değil, tahvillere yöneldi. Yani yabancı yatırımcı Türkiye’ye gelmeye başladı ama hikâye satın almaktan ziyade getiri satın almayı tercih ediyor.

Bu tercih aslında piyasa açısından olumsuz değil. Tahvil piyasasına gelen yabancı para, finansman koşullarını iyileştiriyor, makro dengeye katkı sağlıyor ve ekonomik normalleşmeye işaret ediyor. Ancak bu para doğrudan hisse senedi fiyatlarını yukarı taşıyan bir yakıt değil. Bu nedenle borsadaki yükselişler daha seçici, daha soluklanarak ve zamana yayılarak ilerliyor.

Burada sık yapılan bir yanılgıyı da düzeltmek gerekiyor. “Yabancı geldi, borsa neden uçmuyor?” sorusu yanlış bir beklentinin ürünü. Çünkü yabancı yatırımcı tek tip değil. Kimi faiz taşır, kimi kısa vadeli işlem yapar, kimi uzun vadeli ortaklık arar. Bugün gelen profil, daha çok riskten arındırılmış getiri peşinde. Bu da borsaya mesafeli ama ekonomiye güven duyan bir duruş anlamına geliyor.

Jeopolitik cephede ise ilk bakışta şaşırtıcı bir sakinlik var. İran’daki protestolar, Suriye’deki çatışmalar ve bölgesel riskler gündemde olmasına rağmen piyasalarda sert tepkiler görülmüyor. Bu, piyasaların duyarsızlaştığı anlamına gelmiyor. Aksine, bu risklerin uzun süredir biliniyor ve yönetilebilir olarak algılanıyor olmasıyla ilgili.

Finansal piyasalar olayları değil, sürprizleri fiyatlar. Alışılmış krizler zamanla fiyatların içine yerleşir. Asıl sert tepkiler, beklenmeyen, zincirleme etki yaratabilecek ve ekonomik dengeleri bozabilecek şoklarda ortaya çıkar. Bugün piyasa, jeopolitiği değil; para politikası yönünü, enflasyonla mücadeledeki kararlılığı ve finansmana erişimi daha yakından izliyor.

Tüm bu tabloyu bir araya koyduğumuzda ortaya karamsar değil, olgunlaşan bir piyasa resmi çıkıyor. Yatırımcı artık sadece yükselişe değil, sürdürülebilirliğe bakıyor. Kazanmaktan çok kaybetmemeye odaklanan bu yaklaşım, kısa vadede coşkuyu sınırlasa da uzun vadede daha sağlıklı bir zemin oluşturuyor.

Bugün borsada yaşanan yükseliş bir zafer yürüyüşü değil; bir denge arayışı. Rakamlar yükselirken duyguların temkinli kalması da bu yüzden. Belki de asıl soru “Borsa daha ne kadar yükselecek?” değil, “Bu yükseliş ne zaman daha öngörülebilir ve daha kalıcı bir hale dönüşecek?” olmalı…