İran ile İsrail arasındaki savaş ve uzun süreli gerilimler üzerine çok sayıda analiz yapılmış olsa da, bu çalışmaların önemli bir kısmında ABD ile İran’ı doğrudan karşı karşıya getiren dinamiklerde İsrail dışındaki faktörlerin yeterince ele alınmadığı görülmektedir. Bu eksikliği gidermek adına, ABD–İran rekabetini İsrail merkezli açıklamaların ötesine taşıyan bir perspektif geliştirmek gerekmektedir.

Bu çalışma, Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki jeopolitik rekabeti ekonomik kapasite, askerî-stratejik yetenekler ve siyasal karar alma mekanizmaları açısından karşılaştırmalı olarak analiz etmeyi amaçlamaktadır. Bu çerçevede, taraflar arasındaki asimetrik güç dengesinin doğrudan savaş olasılığını neden sınırladığı ve çatışmanın neden daha çok dolaylı araçlar üzerinden yürütüldüğü açıklanacaktır.

ABD–İran ilişkileri, 1979 İran Devrimi sonrasında köklü bir kırılma yaşamış ve düşmanlık ekseninde şekillenmiştir. 2015 tarihli İran Nükleer Anlaşması (JCPOA) kısa süreli bir yumuşama sağlamış olsa da, ABD’nin anlaşmadan çekilmesiyle birlikte ilişkiler yeniden sertleşmiştir.

Dış politika ve çatışma analizi literatüründe bu ilişki genellikle “asimetrik rekabet” ve “hibrit çatışma” kavramlarıyla açıklanmaktadır (Byman, 2019; Takeyh, 2020). Bu bağlamda, mevcut gerilimler doğrudan savaştan ziyade çok katmanlı ve dolaylı çatışma biçimlerine işaret etmektedir.

Ekonomik, Siyasal ve Askerî Yapılar

ABD ekonomisi, doların rezerv para statüsü sayesinde küresel finans sisteminin merkezinde yer almakta ve benzersiz bir ekonomik hegemonya oluşturmaktadır (Kirshner, 2008). IMF verileri, ABD’nin nominal GSYH’sının İran ile kıyaslanamayacak ölçüde büyük olduğunu göstermektedir.

Buna karşılık İran ekonomisi büyük ölçüde hidrokarbon ihracatına bağımlıdır ve özellikle ABD yaptırımlarından ciddi biçimde etkilenmektedir. Bu yaptırımlar, İran ekonomisinde daralma ve yüksek enflasyon baskısı yaratmıştır (Esfahani et al., 2020). Ancak İran, “direnç ekonomisi” stratejisi çerçevesinde kayıt dışı ticaret ağları ve Çin gibi alternatif ortaklıklar üzerinden bu baskıyı dengelemeye çalışmaktadır (Pesaran, 2020).

Askerî açıdan ABD, küresel güç projeksiyonu kapasitesi, NATO ittifakı ve geniş üs ağı sayesinde konvansiyonel üstünlüğünü sürdürmektedir (Brooks & Wohlforth, 2016). İran ise konvansiyonel kapasite açısından daha sınırlı olmakla birlikte, asimetrik savaş doktrininde öne çıkmaktadır. Devrim Muhafızları aracılığıyla vekil aktörler kullanması, bu stratejinin temel unsurudur (Katzman, 2021).

İran’ın ABD’ye karşı stratejisi üç temel eksende şekillenmektedir:

• Vekâlet savaşları
• Füze ve İHA teknolojileri
• Deniz aşırı taciz ve baskı operasyonları

Siyasal sistemler açısından bakıldığında, ABD’de dış politika kararları kamuoyu, medya ve Kongre gibi iç aktörlerden etkilenmektedir (Milner & Tingley, 2015). Bu durum, karar alma süreçlerini daha hassas ve zaman zaman sınırlayıcı hale getirmektedir. İran’da ise dini liderlik ve Devrim Muhafızları’nın belirleyici rolü, ideolojik süreklilik ve stratejik sabır üretmektedir (Takeyh, 2009). Bu yapı, İran’ın uzun vadeli ve düşük yoğunluklu çatışma stratejileri geliştirmesini kolaylaştırmaktadır.

Bölgesel Dinamikler

ABD–İran rekabeti doğrudan çatışmadan ziyade bölgesel alanlarda yoğunlaşmaktadır. Irak’ta milis gruplar üzerinden nüfuz mücadelesi, Yemen’de Aden Körfezi bağlamında rekabet, Suudi Arabistan ekseninde vekâlet savaşları ve Lübnan’da Hizbullah üzerinden yürütülen dengeleme stratejileri bu durumun başlıca örnekleridir.

Bu çerçevede Hürmüz Boğazı, küresel enerji güvenliği açısından kritik bir gerilim hattı oluşturmaktadır (Cordesman, 2019). Buradaki olası bir kesinti, küresel petrol piyasalarını doğrudan etkileyerek fiyat şoklarına yol açabilmektedir.

ABD ile İran arasında doğrudan savaşın düşük olasılıklı olduğu konusunda literatürde geniş bir uzlaşı bulunmaktadır. Bu durumu açıklayan başlıca yaklaşımlar şunlardır:

• Walt (1987): Maliyet–fayda dengesizliği
• Byman (2019): Asimetrik caydırıcılık
• Gause (2010): Bölgesel yayılma riski
• Hamilton (2009): Enerji piyasası şokları

Bu yaklaşımlar birlikte değerlendirildiğinde, tarafların “kontrollü gerilim” stratejisini tercih ettiği görülmektedir.

Sonuç

ABD–İran rekabeti, klasik savaş paradigmasının ötesinde; hibrit, düşük yoğunluklu ancak süreklilik arz eden bir çatışma modeline işaret etmektedir. ABD’nin üstün kapasitesine rağmen İran’ın asimetrik araçları, bu üstünlüğü sınırlayan etkili bir denge unsuru oluşturmaktadır.

Bu durum, modern uluslararası ilişkilerde gücün yalnızca niceliksel değil, aynı zamanda stratejik esneklik ve uyum kapasitesiyle de belirlendiğini ortaya koymaktadır.

Makalede Yararlanılan Kaynaklar

* Byman, D. (2019). Road Warriors: Foreign Fighters in the Armies of Jihad. Oxford University Press.
* Brooks, S. & Wohlforth, W. (2016). America Abroad: The United States’ Global Role. Oxford University Press.
* Cordesman, A. (2019). The Changing Military Balance in the Gulf. CSIS.
* Esfahani, H. S., et al. (2020). “The Impact of Sanctions on Iran’s Economy.” Journal of Economic Perspectives.
* Gause, F. G. (2010). The International Relations of the Persian Gulf. Cambridge University Press.
* Hamilton, J. (2009). “Causes and Consequences of the Oil Shock.” Brookings Papers.
* Kirshner, J. (2008). “Dollar Primacy and American Power.” Review of International Political Economy.
* Katzman, K. (2021). Iran’s Foreign and Defense Policies. Congressional Research Service.
* Milner, H. & Tingley, D. (2015). Sailing the Water’s Edge. Princeton University Press.
* Pesaran, M. H. (2020). “Iran’s Resistance Economy.” Economic Research Forum.
* Takeyh, R. (2009). Guardians of the Revolution. Oxford University Press.
* Takeyh, R. (2020). “Iran’s Strategy.” Foreign Affairs.
* Walt, S. M. (1987). The Origins of Alliances. Cornell University Press.