ABD Başkanı Donald Trump’ın gündeminde İran’a yönelik askeri seçenekler yeniden ağırlık kazanırken, Washington’da diplomasi ile askeri müdahale arasındaki sınır giderek daha belirsiz hale geliyor. Reuters’a konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, aralarında üst düzey komutan Brad Cooper’ın da bulunduğu askeri isimler, gün içinde Beyaz Saray’da Trump’a İran’a karşı olası operasyon senaryolarını içeren kapsamlı bir sunum yapacak.

Yetkilinin aktardığına göre toplantıya Savunma Bakanı Pete Hegseth ve Genelkurmay Başkanı Dan Caine de katılacak. Görüşmede, İran’ı müzakereye zorlamaya yönelik askeri ve stratejik adımlar ele alınacak. Bu kritik brifingin, Senato’daki önemli oturumun hemen ardından yapılması planlanıyor. Söz konusu oturumda ise ABD’nin 28 Şubat’ta İsrail ile birlikte başlattığı savaşın siyasi, askeri ve ekonomik sonuçları değerlendiriliyor.

“Kısa ama sert” saldırı planı

ABD merkezli Axios’un aktardığı bilgilere göre, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), İran’a karşı “kısa süreli ancak yüksek yoğunluklu” bir saldırı planı hazırladı. Bu planın İran’ın askeri altyapısını, enerji tesislerini ve kritik lojistik hatlarını hedef alabileceği ifade ediliyor.

Savunma çevrelerine yakın kaynaklar, söz konusu planın “şok ve baskı” stratejisine dayandığını ve İran’ı hızlı şekilde müzakere masasına çekmeyi amaçladığını belirtiyor. Ancak aynı kaynaklar, böyle bir operasyonun bölgedeki çatışmaları daha da büyütme riskine dikkat çekiyor.

İngiliz basınındaki analizlerde ise bu yaklaşım, 2003 Irak işgalinin ilk aşamasındaki “shock and awe” doktrininin güncellenmiş bir versiyonu olarak yorumlanıyor. Uzmanlar, İran’ın askeri kapasitesi ve vekil güçleri dikkate alındığında sonuçların öngörülemez olabileceğini vurguluyor.

Hürmüz Boğazı senaryosu

Pentagon’un değerlendirdiği bir diğer seçenek ise Hürmüz Boğazı’nın bir bölümünde kontrol sağlanması. Bu adımın, savaş nedeniyle neredeyse durma noktasına gelen deniz ticaretini yeniden canlandırmayı hedeflediği belirtiliyor.

Enerji uzmanlarına göre, Hürmüz Boğazı’ndan günlük yaklaşık 20 milyon varil petrol ve büyük miktarda LNG taşınıyor. Bu miktar, küresel enerji arzının yaklaşık beşte birine karşılık geliyor. Arap ve Körfez medyasında yer alan analizler, boğazın kısmen kontrol altına alınmasının İran tarafından “savaş ilanı” olarak görülebileceğini ve doğrudan karşılık bulabileceğini öne çıkarıyor.

Uluslararası denizcilik raporları ise bölgede sigorta maliyetlerinin son haftalarda yüzde 300’e kadar arttığını ve birçok ticari geminin rotasını değiştirdiğini ortaya koyuyor.

“Müzakere mi, baskı mı?”

ABD’li yetkililer askeri seçeneklerin temel amacının İran’ı yeniden müzakere masasına çekmek olduğunu savunurken, Tahran bu yaklaşımı “baskı altında pazarlık” olarak değerlendiriyor.

İranlı analistler ve Arap basını, Washington’un diplomasi ile askeri baskıyı eş zamanlı yürüttüğünü ve bunun klasik bir “zorlayıcı diplomasi” yöntemi olduğunu ifade ediyor. Ancak bu yaklaşımın, ideolojik ve çok katmanlı bir güvenlik yapısına sahip İran karşısında sınırlı etki yaratabileceği belirtiliyor.

Enerji piyasalarında sarsıntı

Çatışmanın ekonomik etkileri de giderek derinleşiyor. Uluslararası piyasalarda Brent petrolün 110 doların üzerine çıkması ve ABD tipi ham petrolün (WTI) 100 dolar sınırına yaklaşması, krizin küresel ölçekte bir enerji şokuna dönüştüğünü gösteriyor.

ABD ve Avrupa merkezli finans kuruluşlarının değerlendirmelerine göre, Hürmüz Boğazı’ndaki belirsizlik sürerse petrol fiyatlarının 130–150 dolar aralığına yükselmesi ihtimali güçlü. Bu durumun enerji piyasalarının ötesinde gıda fiyatlarından lojistiğe kadar geniş bir alanı etkilemesi bekleniyor.

Füze gölgesinde diplomasi

Bugün Washington’da yapılacak brifing, yalnızca askeri bir değerlendirme değil; aynı zamanda ABD’nin İran politikasında yeni bir dönüm noktasına yaklaşıldığının işareti olarak görülüyor. Masadaki seçenekler, ya müzakere sürecini zorla yeniden başlatacak ya da bölgeyi daha geniş bir çatışma sarmalına sürükleyecek.

Ortaya çıkan tablo ise dikkat çekici: Diplomasiye alan açmak için tartışılan her seçenek, aynı zamanda savaş riskini de artırıyor. Bu nedenle Beyaz Saray’daki görüşmelerde sadece askeri planlar değil, küresel dengelerin geleceği de şekilleniyor.