Son yıllarda gelişmiş ekonomilerin karşı karşıya olduğu ücret eşitsizliği, durağan reel gelirler ve işgücüne katılım oranındaki gerileme başlığındaki üç temel sorun, çoğunlukla eğitim seviyesi üzerinden tartışılıyor. Ancak “Diplomasız çalışanlar için iş piyasası sinyali olarak iş deneyimi (Work Experience as a Job Market Signal for Workers without Bachelor's Degrees)” başlıklı çalışma, sorunun merkezine farklı bir noktayı yerleştiriyor: “Sinyal” eksikliği.
Beceri eksikliği mi?
2020 yılında yapılan araştırmaya göre, işverenler yeni açılan pozisyonlarda daha çok üniversite diploması talep ediyor. Son on yılda açılan yeni işlerin büyük bölümünde dört yıllık üniversite eğitimi tercih edilir hale durumda görünüyor. Ancak işgücünün önemli bir kısmı bu diplomaya sahip olmuyor.
Çalışma, diploması olmayan çalışanların önemli bir bölümünün deneyimle benzer beceriler edindiğini gösteriyor. Çalışmayı yapan uzmanlar, veri tabanındaki 35 temel beceri üzerinden meslekler arası “beceri mesafesini” hesaplıyor. Böylece düşük ücretli bir işte çalışan kişinin, yüksek ücretli işlerle mesafesinin ne kadar “yakın” olduğu ölçülüyor.
30 milyon kişinin potansiyel var ama çalışmıyor
Çalışmanın sonuçlarına göre, ABD’de lisans diploması olmayan 68 milyon çalışanın yaklaşık 30 milyonu, mevcut becerileri sayesinde daha yüksek ücretli işlere geçiş potansiyeline sahip olarak “Yükselen Yıldızlar” grubunda yer alıyor. 33 milyon çalışan ise “Oluşan Yıldızlar” olarak sınıflandırılıyor. Bu sınıf kendi gelir grubunda daha iyi pozisyonlara geçiş imkânı bulunlar oluyor. Yaklaşık 5 milyon kişi ise halihazırda yüksek gelirli işlerde çalışan “Parlayan Yıldızlar” sınıfına giriyor.
Bu tablo, diplomasız çalışanların yeteneklerini ya da deneyimlerini eşit şekilde gösteremeyen bir grup olduğunu ortaya koyuyor. Sonuçta, işgücü piyasasında büyük ama yeterince görünmeyen bir yetenek havuzu bulunuyor.
Diploma, “şart” olmazsa ne olur?
Çalışma, işverenlerin diploma şartını katı bir filtre olarak kullanmasının hem çalışanlar hem de firmalar açısından verimsizlik yarattığını savunuyor. Aynı becerilere sahip iki meslek arasında ciddi ücret farkları bulunabiliyor. Sorun çoğu zaman beceri farkı değil, bu becerilerin farklı sektörlerde “okunma” biçimi oluyor.
Araştırmaya göre, iş deneyiminin daha güçlü bir gösterge olarak kabul edilmesi, milyonlarca çalışanın daha yüksek ücretli işlere erişimini kolaylaştırabilir. Bu durum yalnızca bireysel gelirleri artırmakla kalmıyor aynı zamanda ücret eşitsizliğinin yapısal seyrini de değiştirebiliyor.
Sonuç olarak, işgücü piyasasında asıl tartışmanın “daha fazla diploma” yerine, “mevcut becerilerin nasıl tanındığı” olması gerektiği ortaya çıkıyor.
İşgücü piyasasının görünmeyen maliyeti
Aynı şekilde işgücü piyasasında yıllardır tekrarlanan nitelikli eleman bulunamadığı iddiaları da bu alanda bir araştırmaya daha konu oluyor. “Yetenek Paradoksu (The Talent Paradox)” başlıklı araştırma, bu iddianın arkasındaki tabloyu terse çeviriyor. Çalışmaya göre sorun, yeterli beceriye sahip insan olmaması değil; işverenlerin arama ve seçme yöntemlerinin daralmış olması oluyor.
Diploma bir eleme mekanizmasına dönüştü
Bu araştırmada da dört yıllık üniversite diplomasının pek çok iş için fiili bir ön koşul haline gelmesine karşın bu pozisyonların önemli bir kısmının, teknik olarak üniversite eğitimi gerektirmiyor olması işgücünü daraltıyor.
Bu yaklaşım, özellikle üniversite mezunu olmayan ancak iş deneyimiyle gerekli becerileri edinmiş adayları sistematik biçimde dışarıda bırakıyor. Böylece işgücü piyasasında görünmeyen bir eşik oluşuyor. Şirketler yetenek ararken, aslında potansiyel adayların önemli bir bölümünü baştan eliyor.
Deneyim neden ikinci planda kalıyor?
Çalışma, iş deneyiminin işverenler için güçlü bir yeterlilik göstergesi olduğunu; ancak diplomaya kıyasla daha az belirleyici kabul edildiğini ortaya koyuyor. Bu durum, iş deneyiminin ekonomik değerinin tam olarak fiyatlanmadığını düşündürüyor.
Sonuçta ortaya çıkan tablo sadece bireyleri değil, ekonominin genel verimliliğini de etkiliyor. Yeteneklerin etkin kullanılmaması üretkenlik kaybına yol açarken, ücret farklılıklarını da derinleştiriyor. Diploma sahibi olanlarla olmayanlar arasındaki gelir makası açılıyor.
Ekonomik maliyet
Araştırmaya göre şirketlerin katı diploma şartları, işgücü arzını daraltıyor ve işe alım süreçlerini zorlaştırıyor. Bu da “yetenek açığı” söylemini besleyen bir kısır döngü yaratıyor.
Yetenek paradoksu, sadece bireysel kariyerleri değil; sosyal hareketliliği, gelir dağılımını ve uzun vadeli büyüme potansiyelini de etkiliyor. Aslında yetenek var ama yeteneğe erişim daralıyor.





