“Bir geçiş döneminde değil kopuşun ortasındayız.” Kanada Başbakanı Carney’in salı günü Davos toplantısında büyük yankı uyandıran konuşmasında söylediği çarpıcı sözlerden biri. Aynı konuşmada Carney süper güçlerin hegemonyasına karşı ‘orta düzey güçleri’ birleşmeye çağırdı. Bu ayrışmanın (kırılmanın) yeni bir sürece evrilmesi için çalışmaları gerektiğini belirtti: “Böylelikle bu kırılmadan, daha büyük, daha iyi, daha güçlü, daha adil bir şey inşa edebileceğimize inanıyoruz.”
Malum, Trump’un son rezilliklerinden biri, Kanada, Grönland ve Venezuelle haritalarının üzerine ABD bayrağını koyan bir resmi sosyal medya hesabından yayımlamasıydı. Kanada’dan ABD’nin 51. eyaleti olacak söz etmesi, Venezuela’da yaptıkları, Grönland’ı ‘satın almak’ için büyük baskı uygulaması, gümrük tarifelerini büyük bir baskı aracı olarak kullanması, Rusya-Ukrayna savaşındaki tutumu…
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan uluslararası düzenin çökmekte olduğu/çöktüğü bir süredir vurgulanıyordu. Carney’in konuşması çöküşün alenen açıklanması oldu. Türkiye’nin bu kaotik ortamda ekonomik sorunlarını azaltması gerekiyor. Üç ana başlıkta toplanabilir sorunlar: Makroekonomik istikrarsızlık, zengin ülkelerin kişi başına gelir düzeylerinin oldukça altında bir kişi başına gelir düzeyi ve çok bozuk bir gelir dağılımı. İlkinin çözümü kolay diğer ikisinin çözümü zor: Önce niyet, sonra planlama ve hayata geçirmek için büyük çaba gerektiriyor.
Bu sorunlar ve kullanılabilecek çözüm yöntemleri üzerinde çok sayıda yazı yer aldı bu köşede. Bundan sonra da alacak. Bugünlük, ‘çözümü kolay’ dediğim makroekonomik istikrar konusuna döneyim ve bu çerçevede para politikasını ele alayım. Para Politikası Kurulu faiz kararını açıklayacak. Bu yazının yayımlandığı günün makroekonomik istikrar açısından en önemli haberi saptanan faizin düzeyi olacak. Gerçi, “en önemli haberi olacak” biraz iddialı kaçtı; malum bu topraklarda her an her şey olabilir, faiz kararı falan gölgede kalır. Neyse…
Çok muhtemelen Merkez Bankası politika (repo) faizini 150 baz puan düşürerek yüze 36,5 olarak açıklayacak. Açıklanacak kararı değerlendirebilmek için enflasyon hedefine ve enflasyon gelişmelerine bakmak gerekiyor. 2026 sonu enflasyon hedefi yüzde 16, belirsizlik aralığının üst sınırı ise yüzde 19. Temmuz-ekim döneminde mevsimsellikten arındırılmış aylık enflasyon oranlarının ortalaması yüzde 2,47 oldu. Kasım-aralık ortalaması ise yüzde 1,58 olarak gerçekleşti. Belirgin biçimde düşmesine karşın, son iki ayın ortalamasının yıllıklandırılmış değeri yüzde 20,7’ye karşı geliyor ve 2026 sonu için hedeflenen enflasyonun üst sınırının da yukarısında. Öte yandan, B ve C temel göstergeleri ile ölçülen mevsimsellikten arındırılmış enflasyonun son iki aylık ortalaması yüzde 2 ile tüketici enflasyonunun belirgin biçimde üzerinde. Ocak ayı için yapılan enflasyon tahminleri yüzde 4 civarında bir düzeye işaret ediyor. Bunun mevsimsellikten arındırılmış hali de hedef ile uyumlu değil.
Merkez Bankası döviz kurunu enflasyonun altında tutuyor. Rezerv düzeyi de yüksek. Hem son dönemdeki enflasyon gelişmeleri hem de döviz kuru üzerine hakimiyeti dikkate alındığında, olumsuz bir şok yaşanmazsa enflasyonunun 2026 sonunu yüzde 25’in biraz altında bir düzeyde kapatması mümkün (23-24?). Olumsuz şoklar neler olabilir? Trump’un saçmalıkları ya da başka bir nedenle enerji fiyatları sıçrayabilir. İçeride Mart 2025’dekine benzer gibi bir siyasi gelişme yaşanabilir. Ya da seçim erkene alınır; bu durumda mevcut eksik program rafa kaldırılır.
Olumsuz şok riskini bir tarafa bırakayım. Merkez Bankasının bu toplantıda politika faizini indirmesi, 2026 sonu hedefinin yükseltileceği anlamına gelir. Muhtemelen Mayıs Enflasyon Raporu’nda bu güncelleme gerçekleşir. O zamana kadar dört aylık enflasyon gelişmesi belli olacak. Hedefin hangi düzeye yükseltileceğini o değerler belirleyecek. Bugünden sanki hedefi yüzde 19, üst sınırı ise yüzde 22 olarak düşünebiliriz. Yüzde 19 hedefini gerçekçi olduğu için değil eski hedefin üst sınırı olduğu için belirtiyorum. Yoksa 20-21 hedef, 24-25 üst sınır daha gerçekçi. Elbette bugünkü bilgiler ışığında. Bu çerçevede, politika faizinin 150 baz puan düşürülmesi makul görünüyor.
• Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.




