MHP lideri Devlet Bahçeli'nin açıklamalarından öne çıkanlar:

"Değerli milletvekilleri, aziz dava arkadaşlarım, muhterem hanımefendiler, beyefendiler, basınımızın kıymetli temsilcileri, konuşmamın başında sizleri en kalbi duygularımla ve derin bir hürmetle selamlıyorum. Cenâb-ı Allah'tan gönüllerinize inşirah, ferahlık, yuvalarınıza bereket, vatan ve millet yolundaki kutlu çalışmalarınıza üstün başarılar ihsan etmesini niyaz ediyorum. Esenliklerle dolu bir hafta geçirmenizi diliyorum. Bugünkü grup toplantımızı yurt içinden ve yurt dışından televizyon ekranları, radyo kanalları ve sosyal medya platformları vasıtasıyla takip eden aziz vatandaşlarımıza kalbi şükranlarımı iletiyorum.

Dozu her geçen artan sert güç savaşlarının ve bugünü puslu ve geleceği sisli günlerden geçiyoruz. Hürmüz hattın uzun süredir enerji hattını esir alan gerilim ve Doğu Akdeniz’de sinsi hesaplar aynı sinsi hesapların ürünüdür.

1948'den bu yana Filistin halkının hür ve bağımsız yaşama özlemi ötelenmiş, 1967'den bu yana işgal derinleşmiş, Kudüs'ün statüsü üzerinde pek çok tefrika denenmiş, yerleşim politikalarıyla Filistin toprağı adım adım daraltılmıştır. Gazze ise yıllardır abluka, açlık, yıkım ve ölümle sınanmıştır. 7 Ekim sonrası İsrail yönetiminin izlediği yol, savaş hukukunun meşruiyet hudutlarını çoktan aşmış, vicdan sahibi milletlerin sabır taşlarını çatır çatır çatlatmıştır. İsrail, günahsız sivilleri defalarca hedef alan, şehirleri harabeye çeviren, hastaneleri, okulları, ibadethaneleri ve yardım noktalarını dahi savaş meydanına çeviren bir ölüm ve intikam makinesi siyasetine dönüşmüştür. Bugün karşımızda bulunan, bölgenin huzur damarlarına musallat olmuş, kan delisi bir kriz makinesi olan İsrail, ateşkesi ihlal ederek Lübnan'a saldırmakta, söylem ve demeçleriyle dünya milletlerinin dört gözle beklediği ABD-İran mutabakatının karşısında durmakta, Doğu Akdeniz'de ve Kıbrıs çerçevesinde taşkın hevesleri okşayan bir istikrarsızlık merkezi olmaya devam etmektedir. Netanyahu yönetimi, bölgenin huzuruna kasteden bir kriz üretim mekanizmasıdır. Netanyahu'nun siyasi serencamı ayan beyan ortadadır.

Başrolünde olduğu yolsuzluk dosyalarının, iç siyasette derinleşen meşruiyet krizinin, İsrail toplumunu parçalara ayıran iktidar hırsının ve fitilini ateşlediği uluslararası yargı mercilerinde yürüyen ağır süreçlerin gölgesinde yaşamaktadır. Siyasi ömrünü kanlı bir güvenlik anlatısına bağlayan, koltuğunu muhafaza etmek için yangına körükle giden, iftira ve propaganda perdesiyle Orta Doğu'da yarattığı mezalimi örtmeye çalışan bu melun zihniyetin Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ı hedef alması, Netanyahu'nun acziyetinin, telaşının ve tükenmişliğinin ilanıdır. Gazze'de çocukların cansız bedenleri toprağa verilirken, Filistinli esirlerin onuru çiğnenirken, Batı Şeria'da toprak gaspı sürerken, Lübnan'da tarihî ve kültürel doku bombalarla yerle bir olurken Türkiye'ye ahlak dersi vermeye kalkmak, Cumhurbaşkanımıza parmak sallamak, akıl karargâhlarının teslim bayrağını çekmesidir. Yolunun ahıyla abat olunamayacağını hâlâ idrak edemeyen bir zihniyetin mesnetsiz ithamları, hadsiz isnatları bizim için yok hükmündedir. Bebek kanında ikbal arayanların azgınlaşan gaddarlıkları tüm dünyanın gözleri önündeyken, uğursuz sayıklamalara kulak asacak değiliz. Bu zavallı söylemlere aynı çukurdan cevap verecek değiliz.

Dünyanın içinde bulunduğu bu hazin tablo karşısında sorguya çekilmesi gereken kurumlardan biri Birleşmiş Milletlerdir. Birleşmiş Milletler, İkinci Dünya Savaşı'nın enkazı üzerinde "Bir daha asla" sözüyle kurulan, Güvenlik Konseyine uluslararası barış ve güvenliği koruma mesuliyeti verilen devletler üstü bir temsilcilik makamıdır. Fakat bugün görüyoruz ki Gazze'de insanlık inim inim inlerken, bölgemizde acı ve katliam kol gezerken Birleşmiş Milletler üç maymunu oynamaktadır. Veto sopasıyla adaletin yolu okyanus ötesinden kesilmektedir. Güvenlik Konseyinde beşeriyetin adalete duyduğu susuzluk, tek bir ülkenin İsrail'e kol kanat geren himaye refleksine çarparak yaralanmaktadır. Gazze'de acil, koşulsuz ve kalıcı ateşkes talebi, insani yardım yollarının açılması çağrısı ve sivillerin can emniyetini sağlama mecburiyeti, 14 üyenin desteğine rağmen bir kez daha Washington'un veto duvarına toslamıştır. Demek ki mesele karar alınamaması değildir. Mesele, mazlumun soluk borusuna düğümlenen bu muhafızların bizzat zulme zaman kazandırmasıdır.

Lahey'de ise başka bir ibret vesikası önümüzdedir. Uluslararası Ceza Mahkemesi, Netanyahu hakkında savaş suçu ve insanlığa karşı suç isnatlarıyla yakalama kararı çıkarmıştır. Fakat asıl mesele tam da burada başlamaktadır. Çünkü Lahey karar vermekte, fakat bu kararın icrası yine devletlerin siyasi cesaretine, hukuka riayetlerine ve ahlaki omurgalarına bırakılmaktadır. Uluslararası Ceza Mahkemesinin kendi kolluk gücü yoktur. Netanyahu'yu kapısından çevirecek, yakalama kararını işletecek, sanığı mahkeme huzuruna çıkaracak olanlar yine devletlerdir. İşte küresel düzenin çelişkisi de, sözde barış yemini etmiş Birleşmiş Milletlerin ikiyüzlülüğü de burada bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmaktadır. New York'ta veto kalkanı açanlar, Lahey'de işlevsiz söylemlerle vitrinleri süslemekte, icraat vakti gelince dut yemiş bülbül misali köşelerine çekilmektedir. İsrail yönetiminin hesap vermesi ihtimali ufukta belirince, Netanyahu'nun etrafında bir dokunulmazlık zırhı örülmek istenmektedir.

Burada İİT’ye de seslenmek gerekir. Bu teşkilat Mescidi- Aksa hasretimizden doğmuştur. Bugün Gazze yanarken Batı Şeria işgal edilirken kınama cümleleriyle yetinilemez. Siz neredesiniz?

Elbette yapılan diplomasi adımlarını yok saymıyoruz ancak Gazze’de soykırım sürüyorsa yardım filoları güvelik kaygıları taşıyorsa tüm cabalar kağıt üzerinde kalacaktır. Söz çok tükenmiştir artık müşterek hareket zamanıdır."