Grafikte 1924-2025 döneminde gerçekleşen yıllık enflasyon oranları gösteriliyor. Cumhuriyetin ilk yılları için tüketici ya da üretici enflasyon değerleri yok. Bu nedenle, enflasyonu ölçmek için GSYH deflatörünü kullanıyorum. Kabaca tüketici ve üretici enflasyonlarının ortalaması gibi düşünülebilir. Dönemin ortalaması yüzde 24,1. Son beş yılın enflasyonu bu ortalamanın üzerinde. Grafikte yer almayan Mart 2026 enflasyonu yüzde 29,5 (üretici ve tüketici ortalaması). O da ortalamanın üzerinde. Kaldı ki ortalamanın kendisi de çok yüksek.

Neden böyle? Enflasyona neden yol açıyoruz? Enflasyona yol açtıktan sonra onunla mücadele etmeyi bilmiyor muyuz? Biliyoruz ama mücadele etmek işimize mi gelmiyor? Elbette ilk başta sorulması gereken enflasyonu nasıl yarattığımız. Yaratmıyor olsak mücadeleye de gerek kalmayacak.
1924-2025 döneminin en yüksek iki enflasyonu da uygulanan ‘garip’ ekonomi politikasından kaynaklanıyor. Enflasyon 1993’te yüzde 67,8 iken bir yıl sonra tam 38,7 puan artarak yüzde 106,5 oluyor. 2021’de ise yüzde 29. Bir yılda 66,2 puan sıçrayarak 2022’de yüzde 96,1 oluyor. Dile kolay; 66,2 puan! İlk başta insanın aklına, enflasyonu bir yılda bu kadar yükseltmek için bayağı bir uğraşmak gerektiği geliyor. Öyle mi acaba?
Çok uğraşıldığını düşünmüyorum. İkisi de uygulanan garip iktisat politikasının sonucu. 1993 sonuna doğru bütçe açığı çok yüksek, borçlanarak finanse edildiği için de borçlanma faizi de doğal olarak çok yüksek. Ama faizi düşürmek için çıkmaz sokağa sapıldı: Borçlanma ihtiyacını azaltacak bir politika uygulamak yerine yüksek borçlanma ihtiyacı Merkez Bankasına para bastırılarak finanse edilmeye çalışıldı. Basılan paralar olduğu gibi döviz talebine gitti. Kur sıçradı beraberinde enflasyon da. Meşhur 1994 krizi… (Doğan Kitap’tan yayımlanan Finansal Krizler ve Türkiye adlı kitabımda ayrıntısı var: 2020, altıncı baskı).
2022’de enflasyonun baş döndürücü biçimde sıçramasının nedeni de açık: Eylül 2021’de enflasyon hedefi yüzde 5, mevcut enflasyon da yüzde 19 iken, Merkez Bankası’nın faizi artırmak yerine faiz indirmeye başlaması. Ardından döviz kurunun sıçraması, kuru dizginlemek için şapkadan çıkarılan tavşanlar, sistemin tıkanmaya başlaması ve elbette enflasyonun sıçraması. Mayıs 2023 seçimleri öncesinde ödemeler dengesi krizinin eşiğine gelmemiz.
Ama soru yanıtlanmadı. Sadece bir katman derine indim. “Enflasyona yol açtık çünkü iktisat politikası ‘asla yapılmaması’ gerekeni yapmaya yöneldi” dedim. Peki, neden yöneldi? Yanıtım yok. Bunca yılın tecrübesi ortadayken, Türkiye’nin iktisat teorisi ve iktisat politikası bilen kadroları yok denilemez herhalde. Peki, bu işlere yönelinmemesi için neden uyarılar yapılamadı. Öyle ya, Merkez Bankası var, Hazine Müsteşarlığı var, danışmanlar var… Sonuçta siyasetçi ekonomi canlansın ister, ihracat artsın ister; ister… Uygulanan politika ile bu sonuçların elde edilemeyeceği, üstelik ekonomiye önemli hasar verileceğini söylemek bu kurumların işi değil miydi? Belki de o kurumlardaki üst yönetimler kurumların deneyimli uzmanlarını dinlemediler. Ya da dinlediler de karar alıcılara dertlerini anlatamadılar.
Bilmiyorum. Ama şunu biliyorum: İktisat teorisinin ‘asla yapma’ dediği işleri yapmasaydık, 1994 krizi de 2022-2026 dönemindeki yüksek enflasyon da hiç yaşanmayabilirdi.
• Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.





