Dış ticarette ocak ayının verileri de belli oldu ve kaç satıp kaç aldığımıza ilişkin genel eğilim değişmedi. Bu eğilimin öyle çok kısa sürelerde, hele aydan aya değişmesi zaten beklenmez de uzun dönemli ortalamada da belirgin bir farklılaşma görülmüyor.

Türkiye son yılların ortalamasında hep üç dolarlık ihracat yapıp dört dolarlık ithalat gerçekleştiriyor.

İhracatın ithalatı karşılama oranı son yılların ortalaması itibarıyla yüzde 73,4 düzeyinde.

Genel ticaret sistemine göre oluşturulan ve 2013’ten bu yana olan dönemi kapsayan yıllık verilere, bu ocak itibarıyla hesaplanan yıllıklandırılmış veriyi de katınca yıllık baza getirilmiş on dört değer ortaya çıkıyor. İşte bu on dört değerin ortalamasında ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 73,4.

Yani Türkiye kabaca üç satıp dört alıyor, bu denge yıldan yıla değişse de ortalama böyle.

Yüzde 62-86 arası

2013, yüzde 61,9 ile ihracatın ithalatı karşılama oranının en düşük olduğu yıl.

Karşılama oranı en yüksek düzeye yüzde 86 ile 2019 yılında çıktı. 2019, pandemi dolayısıyla Türkiye ekonomisinin neredeyse hiç büyüyemediği, dolayısıyla ithalatın azaldığı bir yıl.

İthalat 2019 yılında 2018’e göre yüzde 9 azaldı, buna karşılık ihracatta yüzde 2 de olsa bir büyüme görüldü.

Daha yüksek tutarlı ithalat, ihracattan çok daha hızlı bir şekilde azalınca dış ticaret açığı tam yüzde 45 küçüldü. 2018 yılında 54 milyar dolar olan ticaret açığı, 2019’da 29,5 milyar dolara indi.

Bütün bu gelişmelerle birlikte ihracatın ithalatı karşılama oranı da yüzde 86 ile rekor düzeye çıktı.

Ancak bu oran, Türkiye ekonomisinin dış ticaret yapısını yansıtmaktan kuşkusuz çok uzaktı.

Nitekim ertesi yıl bu kez bir önceki yılın etkisiyle ihracat tökezledi, ithalat biraz toparlandı ve dış ticaret açığı yeniden 50 milyar dolara dayandı, ihracatın ithalatı karşılama oranı da Türkiye’nin makulü sayılabilecek şekilde 10 puan kadar azalarak yüzde 77’ye geriledi.

Gidişat beş yıldır pek değişmiyor

2022, 2023, 2024 ve 2025’in tümü ile bu yılın ocak ayı itibarıyla yıllıklandırılmış dış ticaret pek değişiklik göstermedi.

İhracatta yine de bir miktar artış var da, ithalat neredeyse aynı.

Yıllık ihracat 2022’de 254,2 milyar, 2023’te 255,6 milyar, 2024’te 261,8 milyar, 2025’te 273,3 milyar, bu yılın ocak ayında ise 272,5 milyar dolar.

Yıllık ithalatta ise 2024 yılındaki düşüş dışında adeta yaprak kımıldamıyor. 2022 363,7 milyar, 2023 362 milyar, 2024 344 milyar, 2025 365,4 milyar, bu yılın ocak ayı 365,5 milyar.

Yıllık dış ticaret açığı da 90-95 milyar dolar arasına oturmuş görünüyor.

Aa Haber 27022026

Sağlık sorun mu, değil mi?

Vatandaşa “Türkiye’nin en önemli sorunu nedir” diye soruluyor. Sağlık diyenlerin oranı 2025 itibarıyla yalnızca yüzde 1,1, evet yalnızca yüzde 1,1. (Ekonomi, 18 Şubat 2026.) Yani Türk halkının sağlık diye bir sorunu neredeyse yok. Ne hastanelerdeki sıralar, ne aylar sonrasına alınabilen randevular; sanırsınız ki bunlar sorun olarak görülmüyor ya da böyle aylar sonrasına randevu verilmesi gibi bir durum hiç mi hiç söz konusu değil.

Ya da vatandaş devlet hastanesinden randevu alamadı mı, ödüyor parasını özel hastaneye gidiyor ve gereken tetkiklerini orada yaptırıyor.

Yalnızca bu istatistiğe bakan biri sahiden de Türkiye’de sağlığın sorun olmadığını sanabilir.

İki soruyu da TÜİK soruyor

Vatandaşa en önemli sorunun ne olduğu soran TÜİK.

TÜİK vatandaşa 2025’in gelir ve yaşam koşulları araştırması kapsamında sağlık harcamalarının getirdiği yükü de soruyor. Bu araştırmanın sonuçları da önceki gün açıklandı.

Sağlık için sorun diyenlerin oranı yüzde 1,1 düzeyinde ama bu çalışma kapsamındaki sonuçlara bakınca çok farklı bir tablo görülüyor.

Vatandaşın yüzde 6,1’i muayene ve tedavi harcamalarının hanehalkına çok yük getirdiğini, yüzde 50,2’si yük getirdiğini söylüyor.

Diş muayenesi ve tedavi hizmetlerinde çok yük geldiğini söyleyenlerin oranı yüzde 5,3, yük geldiğini söyleyenlerin oranı yüzde 37,2.

İlaç harcamaları için de yüzde 5’lik kesim çok yük geldiğini, yüzde 50,9’luk kesim ise yük geldiğini ifade ediyor.

Dikkat çekeceği gibi oranlar yüzde 100’ü vermiyor, aradaki fark da hiç yük gelmediğini ya da bu konuda harcaması olmadığını söyleyenlerden oluşuyor.

Çelişki nereden kaynaklanıyor?

Ama bu oranların, Türkiye’de sağlığın yüzde 1,1 düzeyinde sorun görülmesiyle belirgin bir çelişki oluşturduğu ortada.

Bunun bir tek açıklaması olabilir; belli ki soru formatları çok farklı.

İlkinde “Türkiye’nin sorunları ne” sorusu yöneltiliyor ve vatandaş bu soruyu yanıtlarken sağlığı yüzde 1,1 ile pek sorun olarak görmüyor. Çünkü bu soruda haneye gelen yük sorulmuyor.

Diğer soruda ise işin içine doğrudan para giriyor, haneye binen yük gündeme geliyor.

Bu çelişkinin nedeni olsa olsa ancak böyle açıklanabilir. Belli ki soru formatları çok başka ve ortaya böyle bir sonuç çıkıyor.

• Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Kaynak: ekonomim.com