Bu köşede iki gün önce mart ayı enflasyonunun yüzde 5 dolayında olabileceğini yazdım. Bir kere bu bir beklenti değil, tahmindi. “Beklenti olsa ne olur, tahmin olsa ne olur, ikisi de aynı kapıya çıkar” diye düşünülebilir ama bana göre öyle değil.
Enflasyonla ilgili olarak yaygın biçimde “beklenti” sözcüğü kullanıldığını için bu ayrıntı üstünde durmak istiyorum. Beklenti sözcüğünü Merkez Bankası çok kullanıyor. “Sektörel enflasyon beklentileri” ve yeni bir çalışma olarak başlatılan “Hanehalkı beklenti anketi” en tipik örnekler.
Her ne kadar aynı anlamda kullanılıyor olsa da “beklenti”, biraz da “umulan, gerçekleşmesi beklenen” anlamına geliyor. Oysa bunun yerine “tahmin” sözcüğünü kullanmak çok daha iyi olur.
Bu açıklamayı yapma nedenim şu. Mart enflasyonuna ilişkin olabileceğini ifade ettiğim yüzde 5’lik oran, bir beklentiyi yansıtmaz, bir tahmine işaret eder. Önce bunun altını kalın kalın çizeyim. Yani yüzde 5 benim beklentim değil, daha gözleme dayalı tahminim.
Bu oranı yazdıktan sonra genel olarak “Yok, o düzeye çıkılmaz” şeklinde dönüşler oldu.
Elbette çıkılmayabilir, umarım çıkılmaz da. Hem zaten o yazımda şunu da belirttim:
“Gerçi daha ayın üçte biri geride kaldı ve ay sonuna kadar çok olumlu gelişmeler olursa bu kötü gidişat hızla değişir ama bu yönde de bir işaret görünmüyor.”
Akaryakıt zammı
Üzüm üzüme baka baka kararır misali Türkiye’de ne yazık ki çok fena şekilde gelişen bir fiyatlama davranışı ortaya çıktı. Bu nasıl düzelir ya da düzelir mi, doğrusu bilemiyorum.
Zamma maruz kalanların çok normal bulup kabullenmesinin sonucu olarak zam yapanların elini rahatlatan birtakım kavramlar oluştu. Bu, öyle son birkaç yıla özgü bir durum da değil, ne yazık ki yıllardır böyle.
Bazı gelişmeleri zam yapma bahanesi olarak kullanmak… Bundan söz ediyorum.
Şimdi savaş çıktı ve petrol fiyatları fırladı. Türkiye’nin buna yapacağı bir şey yok. Petrol fiyatlarındaki artıştan dolayı akaryakıt çok zam görmesin diye ÖTV’den belli bir formül çerçevesinde feragat edilerek zam oranı düşük tutuldu. Eşel mobil uygulanmasına rağmen akaryakıta yine de çok yüklü oranda zam geldi.
Bu zamların TÜFE'ye doğrudan çok önemli bir etkisi yok. Akaryakıtın TÜFE'deki ağırlığı yaklaşık yüzde 3, buna göre zam oranı yüzde 10 olsa TÜFE'ye yansıma kabaca 0,3 puan olur. Akaryakıt zamlarının asıl etkisi dolaylı.
Akaryakıt zammı bazı mal ve hizmetlerin fiyatına hemen yansır, bazılarına gecikmeli; tamam… Ama akaryakıt fiyatlarından neredeyse hiç etkilenmese bile bazı mal ve hizmet fiyatları da zam görür. Hatta öyle ki stoktaki ürünlerin fiyatına bile akaryakıt zammı girer.
Daha kötüsü de var. Bu savaş gün gelip mutlaka bitecek. Herhalde savaşın aylar boyu süreceğini kimse beklemiyor. Akaryakıt fiyatlarında da yine bir kısmı ÖTV’ye eklenmek suretiyle küçük küçük indirimler olacak. Peki o zaman akaryakıt zamlarından kaynaklandığı ileri sürülerek diğer mal ve hizmetlere yapılan zamlar geri alınacak mı? Kesinlikle hayır! O zamlar kalıcı olacak.
Dolayısıyla akaryakıt fiyatlarında yaşanacak indirimlerin, diğer mal ve hizmet fiyatlarının gerilemesini sağlaması gibi bir durum hiç mi hiç söz konusu olmayacak.
Bu yüzden de akaryakıt fiyatları daha da artmak bir yana bundan sonra ucuzlasa bile bunun enflasyon üzerinde olumlu etkide bulunacağı beklenemez. Enflasyon daha da hızlanmaz o kadar.
Enflasyonu kabullenmek!
Türkiye’de hep bir enflasyon yapışkanlığından söz ederiz, değil mi…
Ben bu kavramı biraz değiştirip enflasyonu benimsemek ya da enflasyonu içselleştirme diye niteliyorum.
Enflasyonu, hele hele bazı dönemler için öylesine içselleştirmişiz ki, o dönemde yapılan zamlara ad bile vermişiz.
Bunların en tipiği “Ramazan zamları” kavramıdır.
Ne oluyor yani, Ramazan öncesinde vatandaşın tüketim talebi tavan mı yapıyor da fiyatlar artıyor. Talep bir miktar artış gösterebilir de fiyatlar üstünde baskı oluşturacak bir talepten söz edilemez. Kaldı ki talep çok artsa bile bu arz-talep dengesinin bozulması boyutuna ulaşıyor mudur, tabii ki hayır.
O zaman sorun ne, Ramazan öncesinde ve Ramazan’da fiyatlar niye artıyor ve bu kez de niye öyle oldu?
Yanıt ne yazık ki hiç hoş değil; niye böyle oldu sorusunun yanıtı tek kelime: “Fırsatçılık!”
Diledikleri gibi zam yapma olanağına sahip olanlar, “Ramazan’da fiyatlar artar” düşüncesinin kanıksanmış olmasından da güç alarak zam üstüne zam yapıyor.
Aynı yaklaşım tabii ki dini bayramlarda da yaşanıyor ve içinde bulunduğumuz günlerde buna tanıklık ediyoruz.
İşte bundan dolayı yüzde 5 şaşırtmaz
Bir yandan savaş bahanesi var.
Bir yandan akaryakıt zammı gerekçesi ve bahanesi var.
Bir yandan Ramazan ve Ramazan Bayramı bahanesi var.
Diğer yandan bu bahanelerle yapılan zamları içselleştirmiş ve normal bulan geniş bir kitle var.
İşte bütün bu nedenlerle mart ayındaki enflasyonun, mart aylarının ortalamasını çok aşarak yüzde 5 dolayında gelebileceği tahmininde bulundum.
Oran 5 olmaz da 4 olur ama yüksek olur, söylemeye çalıştığımın özü bu.
• Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.





