Fon vurgununun yol açtığı sarsıntı, açık denizde meydana gelen bir depremin yarattığı tsunamiye benziyor. Kıyıdan örneğin 100 km uzakta meydana gelen bir depremden kaynaklanan tsunami, açık denizde hemen hemen hiç fark edilmeden ilerler ve yalnızca küçük dalgalar oluşturur. O küçük dalgalar balıkçı tekneleri tarafından elbette hissedilir ama büyük gemiler olan bitenin farkına bile varmaz; en fazla bir-iki metrelik dalgadır çünkü onlar. Açık deniz için hiçbir şey.

Ama açık denizde neredeyse hiç hissedilmeyen o küçük dalgalar karaya yaklaştıkça, yani suyun gideceği yer kalmayınca büyür büyür ve depremin şiddetine bağlı olarak devasa bir hâl alır.

Fon vurgunundaki durum da aynen buna benziyor. Deprem olduğunda tsunaminin başlangıcına açık denizde yakalanan küçük balıkçı tekneleri, küçük yatırımcılar olan biteni tabii ki fark etti. Telsizlerden iletilen yardım çağrıları da karaya dalgadan önce ulaştı.

Türkiye bugüne kadar o yardım çağrılarını dinledi, “Acaba bu iş ne kadar büyük?” diye tartıştı; fonda ya da fon bünyesinde yer alan şirketlerin hisse senetlerinde yatırımı bulunmayanlar olan biteni yalnızca izledi.

İzleyicilerin bir kısmı “Yazık olmuş” dedi, bir kısmı “Biraz daha temkinli olsalardı” diye gecikmiş bir tavsiyede bulundu, bir kısmı ise “O riske girmişler, şimdi de ceremesini çeksinler” diye yaklaştı.

Fonda ya da hisse senedinde para kaybedenleri adeta “Oh olsun” yaklaşımıyla izleyenler kendilerini bu olan bitenin tümüyle dışında görüyordu. Onlara göre zarar para yatıranındı, kendilerini ilgilendiren bir şey yoktu. Öyle sanıyorlardı.

Oysa o minik dalgalar çoktan kıyıya yaklaşmaya başlamıştı. Henüz gelmemişti ama gelecekti. Gelecekti çünkü o devasa su kütlesinin gideceği bir yer yoktu ki.

Tsunaminin etkisini bilenler telaşlı, yakın zamanda çok büyük sorunlar yaşanacağının farkında. Bu farkındalığa sahip olanlar zaten çoktan önlemlerini almaya başladı bile.

Herkes parasına sımsıkı sarıldı!

Herkes paranın sıcaklığını hissetmek istiyor, kimse zorunlu olanlar dışında harcama yapmaya yanaşmıyor. Bu görünürde bir sorun değil, hatta ekonomi yönetiminin isteyeceği bir durum. Yıllardır talebi aşağı çekebilmek adına yürütülen politika bir anda meyvesini vermiş gibi bir durum ortaya çıktı. Üstelik bu gönüllü bir şekilde yapılıyor.

Ama tüketim zincirinin son halkasındaki vatandaşın harcamasını ertelemesi o kadar da önemli değil.

Asıl sorun piyasalardaki ödeme zincirinin kesintiye uğraması.

Arkadaşım Merve Yiğitcan, EKONOMİ gazetesinin dünkü sayısında bu konuda yaşananları ve piyasadaki sorunları çok iyi özetledi.

Parasının bir kısmı fonlarda kalmış ve bu yüzden ödeme güçlüğü içine düşmüş olanlar var. Ama bir de fonla hiç ilgileri olmadığı hâlde kendilerini fonzede olarak gösteren ve bu yüzden ödeme yapamayacaklarını ileri sürenler var.

Yani fon vurgununu gerekçe olarak ileri sürmek ve ödemesini geciktirmek isteyen kötü niyetliler için şahane bir ortam oluştu.

Faktoring olanağı iyice daralırsa…

Ekonomideki kaynak ihtiyacının giderek artması karşısında bankalar adeta “Bize güvenmeyin” demek durumunda. Merkez Bankası’nın getirdiği kredi artış sınırlaması yüzünden bankacılık kesiminin eli kolu bir anlamda bağlı.

Şirketler için bu durumda geriye faktoring kalıyor. Zaten nakit sıkıntısını aşmak için çokça başvurulan faktoring, şu dönemde çok daha önem kazandı. Kazandı ama o olanak da fazlasıyla daralmış durumda.

Üstelik gidişat o kanalın daha da daralma olasılığının günden güne artacağına işaret ediyor.

Tüm gerçek ve tüzel kişiler, ayrıca kaynak kullandırabilecek durumda olan finansal kuruluşlar ellerindeki paranın sıcaklığını hissetmek istiyor. Kimse parasını ne harcamaya niyetli ne de birilerine kullandırmaya.

Piyasada kaynak yok ve olanın da fiyatı, yani faizi giderek artıyor. Bu gidişle daha da artacak.

Bu koşullarda tüm gözler tabii ki Merkez Bankası’nın 22 Ekim’deki Para Politikası Kurulu toplantısına çevrildi. O toplantıya ilişkin genel beklenti faizin indirileceği yönünde. Aksi yaşanır, yani Merkez Bankası faizi değiştirmezse bu çok büyük bir sürpriz olacak gibi; bu yüzden de faizin indirileceğinden hemen herkes emin görünüyor.

En iyisi birkaç gün daha bekleyip gelişmeleri gözledikten sonra değerlendirme yapmak…

• Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Kaynak: ekonomim.com