Savaşın ilk günlerindeki haklı para politikası tepkisi bir tarafa bırakılırsa, artık döviz satarak kuru bir yerde tutmaya uğraşmak da bana anlamlı gelmiyor. Tamam, savaşın bir hafta sonra bitip tarafların anlaşacağını bilseniz, kur artışının geçici olacağına dayanarak döviz satarsınız. Ama bilmiyoruz.

Merkez Bankası açısından yapılması gereken ilk iş, yasasındaki hükümete danışmanlık görevi maddesine dayanarak programın eksikliklerinin giderilmesini istemek ve bunu kamuoyuna da açıklamak. İkinci olarak, enflasyon hedefini ve tahminini yükseltmek gerekiyor. Olağanüstü bir dönem çünkü.

Savaş, ateşkes, “anlaştık, yok, anlaşmadık, Hürmüz Boğazı’nı kapattım, ben de senin gemilerinin çıkışına izin vermiyorum, al işte bir gemini vurdum ve el koydum…” Başımız dönüyor. Petrol fiyatları -savaş öncesi düzeyine yaklaşmasa da- bir aşağıya bir yukarıya. Acaba ABD daha da ileri giderse, İran Körfez ülkelerinin enerji tesislerini iyice kullanılmaz hale getirecek mi? İleri gitmese de durum bu şekilde devam ederse ne olacak? Küresel piyasalar ne kadar karışacak? Gübre sevkiyatı ne olacak?

Soruları çoğaltmak mümkün; gerek yok. Bu ortamda Merkez Bankası Para Politikası Kurulu çarşamba günü toplanıyor. Zor bir durum para otoritesi için. En büyük zorluk, uygulanan ekonomi programının eksik bir program olmasından kaynaklanıyor. Enflasyon bu kadar yüksekken bir de yargı sisteminde ve ihale kanununda önemli sorunlar var. Siyasetin müdahalesine açık olmaması gereken kurumlar bu müdahalelere sonuna kadar açıklar. Açlık sınırının altındaki asgari ücretten şikâyet edilmesinin gösterdiği gibi, bazı sektörlerde verimlilik düzeyi çok düşük. Ayakta kalmakta büyük zorluk çekiyorlar. Savaş ortamı bu sorunların daha da ağırlaşmasına yol açıyor.

Bu ortamda -artık ne olduğunu unuttuğum ve yazıyı yazarken Merkez Bankası internet sayfasına girip hatırlamaya gerek de duymadığım- enflasyon hedefinin bir anlamı kalmadı. Keza Merkez Bankasının 2026 sonu gerçekleşme tahmini de anlamını yitirdi. Çünkü savaş olmasa da, zaten önemli yapısal sorunları olan bir ülkenin bir de bulunduğu coğrafyada önemli bir savaş varsa, bu nedenle enerji fiyatları yükseliyorsa ve arz sıkıntıları hasıl oluyorsa, salt para politikasını sıkılaştırmaya ve bütçe açığını kontrol altına almaya çalışan bir ekonomi programı ile enflasyonu düşürmek mümkün değil.

Bu çerçevede, savaşın ilk günlerindeki haklı para politikası tepkisi bir tarafa bırakılırsa, artık döviz satarak kuru bir yerde tutmaya uğraşmak da bana anlamlı gelmiyor. Tamam, savaşın bir hafta sonra bitip tarafların anlaşacağını bilseniz, kur artışının geçici olacağına dayanarak döviz satarsınız. Ama bilmiyoruz. Ortalık daha da gerginleşirse, o rezerv lazım bize. Üstelik bu koşullar altında, sürdürülebilir olmayan döviz satışları ile enflasyonu ne kadar dizginleyebileceksiniz?

Bu ortamda Merkez Bankası açısından yapılması gereken ilk iş, yasasındaki hükümete danışmanlık görevi maddesine dayanarak programın eksikliklerinin giderilmesini istemek ve bunu kamuoyuna da açıklamak. İkinci olarak, enflasyon hedefini ve tahminini yükseltmek gerekiyor. Olağanüstü bir dönem çünkü. Üçüncü olarak da döviz müdahalelerini azaltmakta yarar var. Bu koşullar altında fiili politika faizi yüzde 40’da tutulabilir. Bir diğer alternatif, durum daha da vahimleşme emareleri gösterecek olursa, gecelik borç verme faizini (koridorun üst sınırını) yüzde 43’e çıkarmak ama şimdilik yüzde 40 ile sistemden para çekmeye devam etmek. Sanki bu daha iyi bir seçenek gibi.

Derseniz hangileri yapılacak? Birinci –ki en önemlisi- yapılmayacak elbette. Diğerlerini bilmiyorum.

• Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Kaynak: ekonomim.com