Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’ın Budapeşte’de düzenlenen finans zirvesinde yaptığı konuşmada dile getirdiği konular ve dikkat çektiği riskler Türkiye’de bir sonraki faiz kararının alınacağı 22 Ekim’deki PPK toplantısında nasıl bir yol izleneceğine bir anlamda ışık tutacak nitelikte görünüyor.

Gerçi 22 Ekim’e daha çok var ve gerek dünyada gerek Türkiye’de neredeyse her gün değişiklikler oluyor ama gidişat pek hoş değil ve bunu herkes görüyor.

Bakın Karahan Budapeşte’deki zirvede yaptığı konuşmada enerji şoklarına ve bunun etkilerine değinirken mealen ne dedi:

“Enerji şokları başlangıçta alınan sıkı tedbirlerle sınırlandırılabilir. Ancak maliyet baskılarının ücretlere, fiyatlama davranışlarına ve döviz kuruna yansımasıyla süreç daha karmaşık hale gelebilir. Bu nedenle de ikinci tur etkilerin merkez bankaları açısından yakından takip edilmesi gerekir.”

Enflasyon çıpalanamazsa…

Merkez Bankası Başkanı üç etki sayıyor; ücretler, fiyatlama davranışları ve döviz kuru. Karahan bu durumda şokları kontrol altına almanın zorlaşacağına vurguluyor.

Ama sonrasındaki ifadelerle sanki bu risk tanımlaması genelden özele kayıyor.

Karahan, dış şokların döviz kuru üzerindeki etkisinin enflasyon beklentilerinin yeterince çıpalanamadığı ekonomilerde daha güçlü olabileceğine dikkat çekiyor.

“Enflasyon beklentilerinin yeterince çıpalanamadığı ekonomi” tanımlaması da tabii ki akla Türkiye’yi getiriyor.

Benzeri başka ülkeler de vardır ama bizi ilgilendiren Türkiye.

Ne dersiniz; petrol fiyatlarının giderek arttığı, Türkiye’yi petrol fiyatlarından daha fazla ilgilendirir hale gelen motorin ve doğalgaz fiyatlarının çok daha hızlı artış gösterdiği bir dönemde Merkez Bankası Başkanı bu uyarıları herhalde durup dururken yapmıyor.

Mesaj açık sayılır

Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan her ne kadar bu konuşmayı ve değerlendirmeleri Türkiye özelinde yapmadıysa da, aslında zirvede dile getirilenlerden Türkiye’ye de bir pay düşüyor tabii ki. Karahan Orta Doğu’daki jeopolitik gerilimlerin enerji fiyatları üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturduğuna dikkat çektiği konuşmasında oluşan arz şoku karşısında daha sıkı para politikasının, enflasyon görünümündeki bozulmanın kalıcı hale gelme riskini sınırlayabilecek araçlardan biri olduğunu ifade etti.

Gerçi bu yeni bir görüş değil. Merkez Bankası’nın her PPK toplantı metninde zaten “Enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma olması durumunda para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır” görüşüne yer verilir.

22 Ekim’de ne olur?

Biliyorum daha çok erken. Bir sonraki PPK toplantısının yapılacağı 22 Ekim’e daha beş hafta var ve köprülerin altından daha çok sular akar.

Eskiden piyasalarda oynaklığa yol açan ve tahmin yapmayı zorlaştıran siyasi ve ekonomik dalgalanmalar daha çok Türkiye’de yaşanır, hatta dünyadaki dinginlik bize biraz tuhaf gelirdi.

Oysa şimdi? Trump yüzünden tüm dünya o dingin günlerini arıyor. Örneğin enerji fiyatlarının yarın ne yönde ve ne kadar değişeceğini kimse kestiremez hâlde. Trump’ın bir gün söylediği ertesi gün söylediğini tutmadığı için tüm dünya ekonomileri müthiş bir dalgalanma yaşıyor.

Dışarıda böylesine kaotik bir ortam var. Türkiye bu tür ortamlar yaratmakta zaten kendi kendine yeten bir ülke. Dışarıda normale dönülse bile içerideki dalgalanmanın ne olacağı bilinmez. O yüzden de her ne kadar bir sonraki PPK toplantısına çok varsa da Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’ın Budapeşte’de yaptığı konuşmayı 22 Ekim toplantısında “Faiz indirimi zor görünüyor” şeklinde okumak çok yanlış olmasa gerek.

Ama bu okuma, bu yorum bugün için geçerli. Biraz önce de vurguladım ya, gelişmeler öylesine hızlı ki dünya yarını bile göremez durumda.

Kaldı ki dünya ekonomilerinde öylesine gelişmeler yaşanır ve Türkiye’de bundan öylesine etkilenir ki bir de bakmışsınız 22 Ekim’de faiz indirimi olur mu, olmaz mı ya da olursa ne kadar olur tartışması bir anda geride kalmış ve faiz artışı konuşulur olmuş.

Bu satırları FED’in faiz kararı belli olduktan sonra okuyorsunuz. Oradan çıkan karar ve verilen mesajlar tüm dünya ekonomilerini, tabii ki Türkiye’yi de yakından etkileyecek. ABD’de faizlerin yükselmesi ve tahvil faizlerinin mevcut düzeyi Türkiye’ye olan sıcak para girişini bıçak gibi kesebilir. Böyle bir ortamda faizi daha da aşağı çekmek mümkün olabilir mi?

Hele hele sıcak para girişi yavaşlamış ve belki de durma noktasına gelmişken yurt içinde dövize talep yaratacak şekilde faiz indirimine gitmek… Şu aşamada çok zor görünüyor. Bir de eylül enflasyonu pek tahmin edilmemekle birlikte geçen yılki kadar olmasa da (yüzde 3,23) yüksek gelirse...

• Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Kaynak: ekonomim.com