Fatih Karahan, yılın üçüncü Enflasyon Raporu'nun tanıtımı amacıyla İstanbul Finans Merkezi'ndeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Yerleşkesi'nde düzenlenen bilgilendirme toplantısında, başkan yardımcıları Hatice Karahan, Fatma Özkul, Gazi İshak Kara ve Yusuf Emre Akgündüz ile soruları yanıtladı.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, karşı karşıya kalınan şoklar neticesinde enflasyonda hedeflerin üzerinde kalmış olabileceklerini belirterek "Ama böyle bir ortamda sıkı para politikası olmasaydı çok daha yüksek seviyeleri göreceğimizi söylemek lazım." dedi.
"Kontrolünüz dışındaki dışsal şoklara ilişkin iyimser beklentilerin enflasyon hedeflerine ulaşmayı zorlaştırdığı yönündeki değerlendirmelere ilişkin özeleştiriniz var mı?" şeklindeki soru üzerine Karahan, dezenflasyonda epey mesafe katettiklerini ancak son 3 yıla bakıldığında, enflasyon rakamlarının genel olarak tahminlerin ve hedeflerin üzerinde kaldığının kabul edilmesi gerektiğini söyledi.
Karahan, "Bu açıdan bir taraftan enflasyonun yüzde 75'te sınırlanmış olması ve daha sonra yüzde 30'lara kadar gerilemiş olması başarıyken hedeflerimizin üzerinde kalmış olması da kısmi başarısızlık olarak önümüzde duruyor." diye konuştu.
Bu süreçte birkaç faktörün bulunduğunu dile getiren Karahan, bunlardan ilkinin "kira ve eğitim" gibi kalemlerdeki ataletin, tahminlerden daha yüksek seyirde devam etmesi olduğunu belirtti.
Karahan, "Daha sonra yine ilk dönemleri itibarıyla söylemek gerekirse para politikasının iktisadi faaliyet üzerine etkisi yani aktarım mekanizması ve onun üzerinden fiyatlama davranışları ve enflasyon beklentilerine yansımaları düşündüğümüzden daha yavaş gerçekleşti." ifadelerini kullandı.
Kahramanmaraş merkezli depremlerin yol açtığı enflasyonist etkilerden bahseden Karahan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bir de geçtiğimiz sene gördüğümüz altın fiyatlarında yaşanan ciddi ve hızlı yükseliş. Bu da servet etkisinden talep yönetimini zorlaştırdı. Dolayısıyla istediğimiz soğumayı biraz daha geciktirdi. Bir de uzun bir süreden bahsettiğimiz için birçok dışsal şokla da karşı karşıya geldik. Bunlar da açıkçası hep olumsuz yönde oldu. Olumlu yönde de olabileceği bir senaryo vardı. Gıda enflasyonu dönem dönem öne çıktı. Son dönemde manşet ile arasındaki fark epey açılmış durumda. Bir de tabii bu seneye özel olarak enerji arzı kaynaklı yaşadığımız çok ciddi küresel fiyat artışı ve bunun enflasyon dinamikleri üzerindeki yansıması."
"(Enflasyonda) Sıkı para politikası olmasaydı çok daha yüksek seviyeleri görürdük"
Fatih Karahan, enflasyon hedeflerine ve gerçekleşen rakamlara ilişkin değerlendirmelerini sürdürerek şu ifadeleri kullandı:
"Belki, evet belki bu şoklar neticesinde enflasyonda hedeflerimizin genel olarak üzerinde kaldık ama böyle bir ortamda sıkı para politikası olmasaydı çok daha yüksek seviyeleri göreceğimizi söylemek lazım. Bunu nereden biliyoruz? Daha önceki benzer küresel şoklara baktığımızda enflasyonda çok daha hızlı ve yüksek bozulmalar gördük. Bu dönemde bunu yaşamadık. Bu da sıkı para politikasının bir kazanımı olarak önümüzde duruyor."
Karahan, burada kısa vadeden ziyade orta vadeye odaklanmak gerektiğinin altını çizerek şu açıklamalarda bulundu:
"Sürdürülebilir büyüme ve kalıcı refah artışı için fiyat istikrarı şart. Dönem dönem politikaların çalışmadığı yönünde eleştiriler olabiliyor. Daha detaylı baktığımızda para politikasından etkilenen kalemlerde aslında dezenflasyonun bütün bu maliyet yönlü şoklara rağmen devam ettiğini görüyoruz. Bu da para politikası adına önemli bir kazanım. Bundan sonra en doğrusu kararlılıkla devam etmek. Biz de bu doğrultuda dezenflasyon odaklı sıkı duruşumuzu sürdüreceğiz."
"Talep koşullarında son dönemde gittikçe belirginleşen bir soğuma söz konusu"
TCMB Başkanı Karahan, talep görünümündeki yavaşlamanın faiz indirimi için yeterli olup olmadığına ilişkin soruya karşılık, talep koşullarında son dönemde gittikçe belirginleşen bir soğumanın söz konusu olduğunu belirterek bunun birçok veride görülebildiğini söyledi.
Tüm verilerin iç talepte zayıflama olduğunu teyit ettiğini aktaran Karahan, bunun perakende satışlarında, dayanıklı mal talebinde, kartla harcamalarda çok net görüldüğünü bildirdi.
Karahan, maliyet yönlü baskılara rağmen temel mallarda dezenflasyon sürecinin devam etmesinin önemli bir kazanım olduğunu belirterek şu değerlendirmelerde bulundu:
"2018 ile karşılaştırmak çok adil olmayabilir. Her dönemin kendine özgü dinamikleri var. O döneme baktığımızda kredilerin milli geliri oranının yani borcun milli gelire oranının hem hane halkı hem de şirketler tarafından çok daha yüksek olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla oradaki sıkılaşmanın ekonomi etkisi daha fazla ve hızlı gerçekleşebiliyor. Bu dönem ise bir miktar oldukça farklı. Geçmiş dönemdeki enflasyonun etkisiyle kredinin milli gelire oranının da azalmasının bir yansıması olarak para politikasının aktarım mekanizması zayıfladı. Bu nedenle de biraz daha gecikmeli etkiler gördük. Önümüzdeki dönem para politikasını şekillendirirken mevcut sıkılığı koruyacak şekilde şekillendirmeye ve enflasyon görünüm odaklı gitmeye devam edeceğiz."
"Ağustosa sarkan bir etki söz konusu değil"
Fatih Karahan, önceki iletişimdeki enflasyon öngörülerindeki sapmalara ve özellikle dayanıklı mal enflasyonundaki gelişmelere ilişkin soru üzerine, aslında ana eğilimin tahminlerinden farklı olarak olumlu olduğunu ancak ana eğilimdeki iyileşmenin manşete aynı oranda yansımadığını söyledi.
Bunun nedenlerine ilişkin Karahan, haziranda duran gerilimin temmuzda yeniden başladığını, bu nedenle özellikle akaryakıtta ve buna bağlı olarak da ulaştırma fiyatlarında aylık bazda yüzde 4'e varan artışlar görüldüğünü, haberleşmede yüksek zamlar görüldüğünü, sağlıkla ilgili fiyatların da manşet enflasyonu yukarı çektiğini anlattı.
Karahan, temmuzda gıda fiyatlarının da öne çıktığını kaydederek şu açıklamalarda bulundu:
"Kira ve eğitimde aslında belki bizim beklediğimizden bir miktar, özellikle kirada iyi bir görünüm söz konusu. Bu önceki iletişimimizle uyumlu. Yılbaşından hatta 2025'in son çeyreğinden başlayarak aslında kirada ve eğitimde ataletin kırılmaya başladığını ve bunu verilerde göreceğimizi söylemiştik. Bu sene bütün bu savaşa yönelik gelişmelere rağmen bu iyileşmenin iyice netleşiyor olması bir taraftan oldukça olumlu oldu. Bu, zayıf talep koşullarının etkili olduğunu gösteriyor ve sıkı para politikasının bir kazanımı olarak önümüzde duruyor. Özellikle bakmak gerekirse temmuzda beklentimize göre farklı gerçekleşmenin temel mal özelinde kaynaklandığını, burada da sıkı para politikasının tahminimizden daha etkili olmasının öne çıktığını görüyoruz. Özetle ağustosa sarkan bir etki söz konusu değil. Ağustosun kendine has dinamikleri var, olacak. Biraz erken olduğu için şu anda yaptığımız okumalar çok sağlıklı olmayabilir. Dolayısıyla ağustos ayı enflasyonu için bir yönlendirme yapmayı çok sağlıklı bulmuyorum."
"Sanayi görünümünü etkileyen birden fazla faktör var"
TCMB Başkanı Karahan, yüksek faiz politikasının sanayi üzerindeki etkilerine ve sanayisizleşme riskine ilişkin soruya karşılık, dönem dönem sanayisizleşme eleştirilerini duyduklarını, kendilerinin de bu doğrultuda 2025'te başlattıkları reel sektör görüşmelerine devam ettiklerini kaydetti.
Bu görüşmelerde ve ziyaretlerde çeşitli tespitler yapma imkanı bulduklarını dile getiren Karahan, sözlerine şöyle devam etti:
"Sanayi görünümünü etkileyen birden fazla faktör var. Genelde para politikası suçlanabiliyor ama baktığımızda daha fazla öne çıktığını düşündüğümüz unsurlar söz konusu. Bunlardan en önemlisi her zaman vurguladığımız gibi dış talep görünüm. Maalesef küresel büyüme bir süredir zayıf seyrediyor çeşitli unsurlardan dolayı. Bu sene de savaş nedeniyle beklenen toparlanma olmadı. Bu bir kere dış talep tarafında genel olarak sanayi açısından olumsuz bir görüntü arz ediyor. İkincisi, aslında bir süredir devam eden ancak geçen sene risk kazanan dış ticarette artan korumacı politikalar. Bu sene jeopolitik gelişmeler ve ortaya çıkan belirsizlikler de buna eklendi ve özetle küresel konjonktür itibarıyla hem dış talep hem de bu saydığım unsurlar sanayi için olumsuz bir görüntü arz eden yani işleri zorlaştıran unsurlar."
Karahan, sanayide hizmetlere ve daha yüksek katma değerli, teknoloji yoğun sektörlere doğru bir dönüşüm yaşandığını belirterek geleneksel sektörlerdeki baskının yanı sıra artan finansman maliyetlerinin de bazı sektörleri olumsuz etkilediğini bildirdi.
"(Sanayide) Önemli olan arz kapasitesinin korunması"
Fatih Karahan, aslında önemli olanın "arz kapasitesinin korunması" olduğunun altını çizerek şu ifadeleri kullandı:
"Mevcut verilere baktığımızda arz kapasitesi yönünde bir bozulma olmadığını değerlendiriyoruz. Açıkçası baktığımızda üretimdeki düşüşün kapasite kullanım oranının azalmasından kaynaklandığını görüyoruz. Bu da şu demek, fiyat istikrarı sağlandığında ileride tekrar iç ya da dış talep kaynaklı bir talep artışı olacak olursa, bu kapasite kullanım oranı yani mevcut kapasite daha fazla kullanılarak karşılanabilir. Dolayısıyla mevcut veriler ışığında bu kanaldan bir enflasyonist baskının ileride gelmesini öngörmüyoruz. Bu görüşümüzü destekleyen iki unsur daha var kapasite kullanımı oranı dışında. Son dönem verimlilikte ciddi artışlar gördük. Özellikle 2025 yılından başlayarak. Bu da önümüzdeki dönemde mevcut kaynaklarla daha da fazla üretim yapabileceğimizi gösteriyor.
Son olarak bugün aslında raporumuzda yayımlayacağımız bir kutu çalışmamız var. Bu kutu çalışmamızda aslında özetle şunu gösteriyoruz:
Makroekonomik ve finansal koşulların sıkı olduğu dönemlerde kurulan firmaların sayıca daha düşük olsa da aslında daha başarılı ve verimli olduğu yönünde bir bulgumuz var. Bunun da önümüzdeki dönem için önemli olduğunu düşünüyoruz. Uygulamakta olduğumuz sıkı para politikası, üretim ve tüketim faaliyetlerinin uzun dönemde daha dengeli, öngörülebilir ve en önemlisi dışsal şoklara daha dayanıklı bir yapıya kavuşmasını sağlayacak. Böylelikle fiyat istikrarıyla uyumlu, sürdürülebilir bir büyüme politikasına ulaşacağımızı düşünüyorum."
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, orta vadeli enflasyon görünümünün bozulmadığını, hatta bunun üzerindeki yukarı yönlü risklerin ciddi anlamda azaldığını belirterek, "Önümüzdeki dönemde temel fonlama aracımız olan bir hafta vadeli repoya dönüş gündemimizde, zamanlama olarak piyasa koşullarına tabii bakacağız mevcut veriler ışığında, önümüzdeki dönemde bunu değerlendirebiliriz." dedi.
Karahan, ülkede yerel paranın payının artmasının risk olarak değerlendirilmesini anlamakta zorlandığını söyledi.
Finansal sistemi sağlıklı işleyen, ekonomi politikalarına ve yerel paraya güvenin olduğu sürdürülebilir ekonomide bu oranların yüksek olmasının beklendiğini dile getiren Karahan, şöyle devam etti:
"Geçmişte düşüktü ama politikalar eşliğinde belli bir noktaya geldik. Bunu bir risk değil, bir başarı unsuru olarak görüyorum. Tabii ki TL payının sıkı para politikası altında cazip olması anlaşılır bir durum, tercih edilmesi normal bir durum. Yakın geçmişte çok fazla oynaklık yaşadık. Dolayısıyla Türk lirasına güvenin tesis edilmesini oldukça önemli buluyorum ve Türk lirasının cazibesinin de korunması gerektiğini düşünüyorum. Geçen seneden bu yana aslında para politikası faizi yüzde 50'den yüzde 37'ye geldi. Yani bugün bakıyorsunuz aslında mevcut enflasyona göre oldukça sıkıyız, doğru bir sıkılığı sağladığımızı düşünüyoruz ama ciddi indirimler de yapıldı bu süreçte. Bu düşen getiriye rağmen aslında, bu süreçte aynı zamanda çok ciddi şoklarla da karşılaştık, hem algıya yönelik şoklar hem cari açıkla bozulacak şoklar hem işte küresel portföy akımlarını etkileyecek şoklar... Bütün bu şoklara rağmen getirilerin azaldığı bu dönemde Türk lirası payının azalmadığını, tam tersine arttığını görüyoruz. Bu da aslında politikalara olan güvenin arttığını gösteriyor ve bunu da tekrar en başta söylediğim gibi tekrar etmek gerekirse bir risk unsuru değil, bir başarı unsuru olarak görüyorum."
"Önümüzdeki dönemde temel fonlama aracımız olan bir hafta vadeli repoya dönüş gündemimizde"
TCMB Başkanı Karahan, bir katılımcının, Merkez Bankasının para politikası faizi ile fonlama maliyeti arasındaki farkın giderilmesiyle ilgili bir karar alırsa bunun fonlama kompozisyonunda nasıl bir değişimle mümkün olabileceği yönündeki sorusunu yanıtlarken, Orta Doğu'da savaşın başlamasıyla birlikte proaktif bir politika tepkisi verdiklerini ifade etti.
Karahan, koridor uygulamalarının kendilerine bu gibi hızlı değişen ve riskin çok hızlı artabildiği durumlarda oldukça esneklik sağladığını belirterek, burada aslında bir hafta vadeli repo uygulamasına ara verirken iki temel riske vurgu yaptıklarını dile getirdi.
Bunlardan birinin savaşın gidişatının hem büyüklüğü hem süresi itibarıyla belirsizlikle yukarı yönlü risk oluşturması olduğunu söyleyen Karahan, "İkincisi bu savaşın çıkardığı duruma yönelik ya da bunun sonucunda beklentilerde yaşanabilecek olası bozulma. Çünkü enflasyon bir süre aylık bazda yüksek seyredecekti ve seyretti. Bunun beklentiler üzerinden yaratabileceği ikincil etkiler... İkincisi de aktivitede, ekonomik aktivitede gördüğümüz soğumanın savaşın da etkisiyle belirginleşerek orta vadeli enflasyon görünümüne yönelik aşağı yönlü etkileri... Burada söz konusu riskler tabii aradan geçen sürede devamlı belirsizlik sergiledi ve yüksek oynaklık sergiledi. Biz de bu belirsizlikler azalana kadar açıkçası mevcut duruşun sürdürülmesi gerektiğine karar verdik. Geldiğimiz noktada bakacak olursak, en azından piyasa fiyatlamalarına baktığımızda, en kötünün aslında geride kaldığını, çok uç gelişmelerin artık beklenmediğini görüyoruz." dedi.
Karahan, enflasyon görünümü özelinde etkili olabilecek iki unsurdan bahsettiğini hatırlatarak, bunların ekonomideki soğuma ve enflasyon beklentileri olduğunu ifade etti.
Soğumanın iyice netleştiğini gördüklerini belirten Karahan, şöyle konuştu:
"Özellikle iç talebe dair göstergelerde bunu net okuyabiliyoruz. Bununla beraber de enflasyon beklentilerindeki bozulmanın sınırlı kaldığını görüyoruz. Piyasa katılımcılarında sadece bir bozulma oldu ama bizim 3 yıldır aslında vurguladığımız, daha önemli, bir miktar daha önemli gördüğümüz reel sektör ve hanehalkı beklentilerinde ise iyileşmenin artık devam ettiğini, belirginleştiğini görüyoruz. Tabii kısa vadeli enflasyon verilerinde yüksek oynaklık var, birçok faktör var ancak saydığım nedenlerle orta vadeli enflasyon görünümünün aslında bozulmadığını, hatta bunun üzerindeki yukarı yönlü risklerin ciddi anlamda azaldığını düşünüyoruz.
Dolayısıyla önümüzdeki dönemde temel fonlama aracımız olan bir hafta vadeli repoya dönüş gündemimizde, zamanlama olarak piyasa koşullarına tabii bakacağız mevcut veriler ışığında, önümüzdeki dönemde bunu değerlendirebiliriz. Şu anda üst bant oluşumunu, yani para piyasasındaki faizlerin üst bantta oluşumunu sterilizasyonla aslında sağlıyoruz. Çünkü piyasada likidite fazlası var. Fonlama üzerinden değil de repo ihalelerini üst banttan karşılayarak bunu sağlıyoruz. Burada tabii ki bir hafta vadeli repoyu açtığımızda farklı bir görünüm ortaya çıkacak ve para piyasasındaki faizlerin bu dönemde para politikası faizine yakınsamasını bekliyoruz."
"Doğru politikayı doğru şekilde uyguladığımız zaman TL payının yüksek kalacağını göreceğiz"
Fatih Karahan, bir katılımcının TL'ye yönelime dikkati çekerek, faiz indirimi döngüsüne girildiği zaman burada bir risk görülüp görülmediğini sorması üzerine, savaş öncesinde yüzde 58 olan TL payının şu anda yüzde 62'ye ulaşmış olduğu bilgisini verdi.
Karahan, burada vurguladığı dönemde önemli bir dış şoka da maruz kaldıklarını ve enflasyon beklentilerinin bozulma riski de olduğunu, cari açığın çok yüksek seviyelere çıkabileceğinin konuşulduğunu dile getirdi. Politikaları sayesinde bunun gerçekleşmediğinin altını çizen Karahan, şunları söyledi:
"O dönem çok yüksek tahminler piyasada dolanıyordu. Bütün bunlara rağmen aslında hanehalkının TL ilgisinin çok güçlü olduğunu, hatta artarak devam ettiğini görüyoruz. YP mevduat üzerinden bakacak olursak bu süreçte 12 milyar dolar kadar arttı YP mevduat. Bunun çok çok büyük bir kısmı şirketler tarafından, orada farklı unsurlar söz konusu ama hanehalkı tarafında sadece 1 milyar dolarlık bir artış söz konusu. Bunu da gerçekten önemli bir kazanım olarak düşünmeliyiz. Burada getirilerle ilgili söylediğiniz konuda tekrar bir vurgulamam gerekirse, faizlerin yüzde 50'den yüzde 37'ye geldiği bir dönem yaşadık. Bu süreçte çok ciddi algıyı bozucu şoklar, TL'ye olan algıyı bozabilecek potansiyeli olan şoklar da yaşadık.
Tabiri caizse birkaç kez test edildi bu politika ama her seferinde başarıyla çıktığını düşünüyorum. Bunun neticesinde de aslında güvenin her seferinde artarak devam ettiğini düşünüyorum. Önümüzdeki süreçte de önemli olan, indirim ileride olacak olursa, ne zaman başlayacak olursa, o süreçten sonra da o dönemin doğru yönetilmesi hem iletişim anlamında hem de indirimlerin zamanının ve miktarının bu tür hassasiyetler gözetilerek yapılması. Doğru politikayı doğru şekilde uyguladığımız zaman da TL payının yüksek kalacağını göreceğiz. Bu süreçte de enflasyonun birlikte düşeceğini göreceğiz diye değerlendiriyorum."
Karahan, bir gazetecinin Açık Piyasa İşlemleri (APİ) portföy büyüklüğünde hedeflenen 450 milyar liraya yaklaşıldığını belirterek, burada durulup durulmayacağını veya portföyün daha da büyütülüp büyütülmeyeceğini sorması üzerine, "Bu hedefi belirlerken belli bir bilanço büyüklüğü üzerinden bu hesabı yapmıştık. Bugüne kadar 220 milyar lira kadar alım yaptık ve bu alımlar sonucunda aslında APİ portföyümüz 450 milyar liraya ulaştı. Son dönemde belli itfalar olduğu için bir miktar azaldı, dolayısıyla onları yerine koyabiliriz ama şunu vurgulamak lazım, bu 450 milyarı hesaplarken biz belli bir bilanço, yıl sonu bilanço büyüklüğü üzerinden bu hesabı yapmıştık. Şu anda yıl içinde yaşanan gelişmeler nedeniyle bilanço büyüklüğümüz biraz daha fazla olacak gibi gözüküyor. Dolayısıyla bu sene için bir miktar daha alım imkanımız olduğunu, alanımız olduğunu değerlendiriyoruz aynı hedefe ulaşabilmek için. Bu alımların zamanlamasını önümüzdeki dönemde ve miktarını piyasa koşullarına göre belirleyeceğiz." dedi.
"Yıl sonuna kadar biraz daha gıda enflasyonunun aşağı gelmesini bekliyoruz"
Karahan, bir gazetecinin gıda enflasyonunun hala yüksek seyrettiğini, talepteki soğumanın son tüketiciye yansımadığını ve bu sebeple dezenflasyon programına yönelik eleştiriler olduğunu söylemesi üzerine gıda enflasyonunun önemli ölçüde arz yönlü gelişmelerden etkilenen bir kalem olduğunu ifade etti.
Gıda fiyatlarının yıl boyunca oldukça oynak bir seyir izlediğini, özellikle son dönemde manşet enflasyonun da oldukça üstünde olduğunu belirten Karahan, şunları kaydetti:
"Şimdi önümüzdeki seyrine bakacak olursak, burada girdi fiyatlarına biz baktık. Bu incelediğimiz, sizin sorduğunuz soruyu incelediğimiz bir kutumuz da var, özetle oraya referans verebilirim ama... Orada tarımsal girdi fiyat endeksine baktık. Burada yıllık bazda yüzde 36 civarında bir artış var. 'Acaba bu mevcut seviyeyi açıklayabilir mi?' diye bunu incelediğimizde aslında burada geçişkenliğin yüzde 50 civarında olduğunu, dolayısıyla buradaki maliyet artışlarının ki sübvansiyonları da göz önünde bulundurduğumuzda aslında mevcut gıda enflasyonunu açıklayamadığını fark ettik. Dolayısıyla mevcut gıda enflasyonu bu dışsal unsurların, maliyet yönlü unsurların ima ettiğinin oldukça üstünde. Bu da aslında olumlu arz koşullarına karşın, gıda enflasyonunun yüksek seyretmesi, burada yapısal unsurların çok net bir şekilde öne çıktığını, önemli olduğunu kesinlikle gösteriyor. Önümüzdeki döneme yönelik sadece şunu söyleyebilirim, güçlü rekolte beklentileri var, özellikle tahıl, bakliyat ve meyve gruplarında. Burada belki önümüzdeki dönemde yıl sonuna kadar biraz daha gıda enflasyonunun aşağı gelmesini bekliyoruz."
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, revizyonun kaynaklarının arz yönlü ve para politikası dışında unsurlar olduğunu belirterek, "Dolayısıyla bunun enflasyonun ana eğilimde bozulmaya yansıtmadığını vurgulamak istiyorum." dedi.
Fatih Karahan, yılın üçüncü Enflasyon Raporu'nun tanıtımı amacıyla İstanbul Finans Merkezi'ndeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Yerleşkesi'nde düzenlenen bilgilendirme toplantısında, başkan yardımcıları Hatice Karahan, Fatma Özkul, Gazi İshak Kara ve Yusuf Emre Akgündüz ile soruları yanıtladı.
Karahan, "Enflasyonun ana eğiliminin hangi seviyede kalıcı olarak gerilemesi para politikasında daha belirgin bir gevşeme için yeterli olur?" sorusuna, "2026 yılında bir güncelleme yaptık, 2 puanlık. Burada birkaç unsur öne çıkıyor. Bir tanesi savaşın devam ettiği, hatta tekrardan, temmuz ayında tekrardan canlanmış olması, özetle aslında motorin, doğal gaz gibi ve emtia gibi ürünlerin fiyatlarında bizim tahminimizin üzerindeki fiyat artışları. Belki temmuz ayındaki gelişmeler olmasa daha farklı bir tahminle bugün karşınızda olabilirdik. Bunun dışında bazı yönetilen, yönlendirilen fiyatlarda yapılan ayarlamalar ki bunların bir kısmı bir süredir erteleniyordu. Bir de en önemlilerden biri de olabilir, gıda enflasyonu varsayımında yapılan yukarı yönlü güncelleme. Bu üçü bir araya geldiğinde yıl sonu tahminlerimizin yükselmesinde bunlar etkili oldu." yanıtını verdi.
Finansal koşullarda sıkılığın korunmasıyla yurt içi talebin zayıf seyrini destekleyeceklerine vurgu yapan Karahan, bunun gelecek süreçte dezenflasyon için oldukça önemli olduğunu ifade etti.
Karahan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"2027 görünümü etkileyecek yani sadece 2026 değil aslında çünkü yıl sonuna biraz az kaldı, ondan sonraki dönem içinde etkili olacak iki faktör öne çıkıyor. Bunlardan bir tanesi savaş konusunda devam eden belirsizlik, bu oldukça önemli. Net bir tahmin vermeyi zorlaştırıyor. Hedefi de zorlaştırıyor. Diğeri de OVP süreci. Burada bir makroekonomik çerçeve üzerinden ilerlenecek. O belirlenecek. Önümüzdeki dönemde özellikle OVP sürecinde bu belirsizliklerin bir miktar daha azalmasını bekliyoruz. Bundan sonra dezenflasyonun seyri için hem gıda fiyatlarının seyri hem de daha genel olarak eş güdümün daha önem arz ettiğini düşünüyoruz. Bu doğrultuda da aslında 2027 ve sonrası hedefleri güncellemedik. Ama bu hedefleri OVP sürecinde tekrar gözden geçirmeye karar verdik. 2027 ve sonrası kontrol ufkumuz dahilinde olduğu için hedeflerle birlikte tahminlerin de aynı seviyede eğer revize edilecek olursa aynı seviyede revize edileceğini söyleyebilirim."
"Piyasa beklentileri bu yıl için uyumlu bir hale geldi enflasyonla ama önümüzdeki yıl piyasa ile Merkez Bankası tahminleri arasında ciddi bir fark oluşmuş oldu, buna ilişkin bilgi verir misiniz?" sorusuna karşılık Karahan, "2 puanlık bir revizyon, bunun sarkan etkisi önümüzdeki seneye ne kadar olur, bu ayrı bir konu ama revizyonun kaynaklarına bakacak olursak öne çıkan faktörler gıda ve savaşın gidişatı. Burada ikincil etkiler bizim için önemli. Beklentilere ve ekonomik aktivitenin görünümüne baktığımızda ikincil etkilerin sınırlı kaldığını, hatta nette belki aşağı yönlü olabileceğini değerlendiriyoruz ama yukarı yönlü olmadığını özetle düşünüyoruz. Dolayısıyla burada revizyon kaynaklı baktığımızda önümüzdeki yıl revize etmemiz gerektirecek çok net bir sebep yok." dedi.
"Para politikasının sıkılığının korunması gerektiğini düşünüyoruz"
Karahan, gelecek yıllara dair başka belirsizliklerin de olduğunu belirterek, bunlardan birinin savaşın süresi ve küresel ekonomide bırakacağı tortu olduğunu, ayrıca ileride petrol fiyatlarının hangi seviyede normalleşeceği, enerji fiyatlarının, emtiaların nerede normalleşeceği ve OVP sürecinin de önemli olacağını dile getirdi.
"Revizyonun kaynaklarını tekrar etmek gerekirse, burada biraz daha arz yönlü ve para politikası dışında unsurlar olduğunu, dolayısıyla bunun enflasyonun ana eğilimde bozulmaya yansıtmadığını vurgulamak istiyorum." diyen Karahan şöyle devam etti:
"O anlamda bu, doğrudan para politikası tepkisi gerektirecek tarzda bir revizyon değil. Daha önceki revizyonlarımızda hep vurguladık. Yukarı yönlü revize ederken bir taraftan da para politikası daha uzun süre daha sıkı kalacak. Bu sefer verilere baktığımızda aynı iletişimi yapmanın gerekliliğini görmüyoruz. Bununla birlikte para politikasının sıkılığının korunması gerektiğini düşünüyoruz. Enflasyonun, enflasyon beklentilerinin iyileştiği bir durumda faizin sabit kalması aslında para politikasının sıkılaşması anlamına geliyor. Dolayısıyla önümüzdeki dönemle birlikte bunları hareket ettirerek parasal sıkılığı koruyabiliriz."
"Kalıcı bir bozulma olması durumunda tekrardan bir sıkılaşma yapmaya hazırız"
Karahan, mevcut sıkılık değerlendirildiğinde şu anda bir soğumanın görüldüğünü ifade ederek, mevcut sıkılığın aktiviteyi soğutma ve para politikasının etkili olduğu alanlarda dezenflasyonu destekleme yönünde yeterli olduğunu düşündüklerini, enflasyon görünümünde ise kalıcı bir bozulma olması durumunda tekrardan bir sıkılaşma yapmaya hazır olduklarını söyledi.
"Bu yıl enflasyonda 30-32 bandında takıldığımız gibi gelecek yılda örneğin 23-25 bandı gibi yerlerde takılma riskini ne kadar yüksek görüyorsunuz?' sorusuna Karahan, "Aslında geçen senenin sonunda yüzde 30'lu seviyelere inen bir enflasyon söz konusuydu. Ama bir süredir bunun 30 üstünde dalgalandığını görüyoruz. Dolayısıyla 2026 genelinde net bir dezenflasyondan bahsetmek söz konusu değil." yanıtını verdi.
Fatih Karahan, geçen sene kredi büyümesinde arzu ettikleri dezenflasyonla tutarlı seviyeleri göremediklerini belirterek, "Özellikle ticari kredilerde büyüme hızı yüzde 50, hatta yüzde 50'nin üzerine çıkmıştı. Geçen sene tüketici kredilerinde de yüksek bir seyri özellikle belirli kategorilerde görmüştük. Attığımız adımların etkisiyle bu sene kredi büyümesinin yavaşladığını ve dezenflasyonla tutarlı seviyelere geldiğini görüyoruz. Ticari kredi büyümesi yüzde 35'te, tüketici kredisi büyümesi de yine düşük seviyelerde ve böylece toplam kredi büyümesinin aslında yüzde 25'e düştüğünü görüyoruz. Bu dönemde uyguladığımız sıkı para politikası kadar kullandığımız kredi büyümesi limitleri de önem taşıyor. Bu dönem dönem aşırı kredi büyümesine karşı bir sigorta görevi görüyor. Dolayısıyla bunları önemli buluyoruz." dedi.





