Yazısında, dünya siyasetinde hakim belirsizlik ortamının, ülkeleri sadece savunma pozisyonunda kalmaktan çıkarıp “oyun kurucu” aktörler haline gelmeye zorladığını belirtti. Duran, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye’nin bu süreci doğru okuyarak “Türkiye Yüzyılı” vizyonunu küresel sistemin merkezine yerleştirdiğini vurguladı.

Yazıda, Türkiye’nin dış politika alanında Batı ittifakıyla olan ilişkilerinden TÜRK Konseyi aracılığıyla Orta Asya’daki etkinliğine, Orta Doğu’daki normalleşme süreçlerine ve Asya-Pasifik’teki açılımlara kadar geniş bir yelpazede artan rolüne işaret edildi. Ukrayna–Rusya savaşı gibi kritik krizlerde arabuluculuk çabalarının, ülkenin diplomasi kapasitesini gösterdiğini kaydeden Duran, bu yaklaşımın Türkiye’yi önemli meselelerde vazgeçilmez aktör konumuna getirdiğini ifade etti.

Savunma sanayinde elde edilen başarıların sadece üretim rakamlarıyla sınırlı kalmayıp jeopolitik denklemleri etkilediğini kaydeden Duran, İHA ve SİHA teknolojilerindeki liderlik iddiasının Türkiye’nin stratejik gücünü artırdığını belirtti. Lojistik ve enerji hatlarıyla ülkenin kıtalararası ticaret ve enerji arz güvenliğinde üstlendiği roller de değerlendirmeye dahil edildi. Ayrıca, Türkiye’nin artan insani yardım kapasitesi ve küresel tedarik zincirindeki konumuyla “vicdanlı güç” kavramının temsilcisi haline geldiği kaydedildi.

Duran, yazısında dijital çağın iletişim risklerine karşı Türkiye’nin dezenformasyonla mücadelede attığı adımları da ele alarak, kamu diplomasisi ve algı yönetimi çalışmalarının önemine işaret etti.