Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, canlı yayınında dış politikaya ve gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Suriye hükümeti ile terör örgütü YPG arasında 20 Ocak'ta yürürlüğe giren 4 günlük ateşkes ve sahadaki durum hakkında Fidan, şu anda terör örgütü DEAŞ mahkumlarının Suriye'den Irak'a tahliyesinin söz konusu olduğunu belirterek, "Böyle bir sürecin olduğu bir dönemde belki ateşkesin bir müddet daha uzatılması gündeme gelebilir." değerlendirmesinde bulundu.
Fidan, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın dün Erbil'de ve bugün Suriye'de olduğunu, gün boyu haberleştiklerini aktararak, bugünkü görüşmeleri neticesinde ortaya bir tablo çıktığını, bir görüşme trafiği ve karşılıklı değerlendirmeler olduğunu söyledi.
Arazideki durumun hassasiyeti olduğuna işaret eden Fidan, "Çünkü orada bir Amerikan mevcudiyeti var ve DEAŞ'lı mahkumlar var. Bunların denklemde olduğu bir yerde SDG ile hükümet güçleri arasındaki ihtilafın daha karmaşık bir hale geldiğini görüyoruz. Şimdi bunları biraz daha sadeleştirmeye, biraz daha kolay hareket edebilir bir hale getirmeye yönelik yürüyen bir diplomasi trafiği var. Biz de olayın içindeyiz." diye konuştu.
Fidan, DEAŞ'li mahkumların transfer süreci tamamlanana kadar Şam ile YPG arasındaki 4 günlük ateşkesin uzatılma ihtimaline ilişkin, "Bu noktada bir talep var. Bu talebin de tabii artıları eksileri var. Aslında ideal olan tabii ki DEAŞ mahkumlarının Suriye'den transferi. Bu vuku bulurken mevcut çatışmamazlık ortamının da devam etmesi gerekiyor. Bizim istediğimiz zaten hiç olmasın çatışma. İki taraf da gelsin sulh içerisinde, medeni bir şekilde problemlerini masaya yatırsın. Baştan beri de ben biliyorsunuz hep onu söylüyorum. Görüşsünler ve çözsünler." ifadelerini kullandı.
Ateşkes süresince anlaşma sağlanamaması durumunda Şam'ın Ayn el-Arab, Haseke veya Kamışlı'ya operasyon yapma ihtimali olup olmadığına ilişkin Fidan, 18 Ocak Mutabakatı'nın uygulanmasına yönelik ABD'nin arabuluculuğunda bir sürecin olduğunu belirtti.
Fidan, ortaya çıkan birtakım perspektifler olduğuna işaret ederek, "Umarım diyalog yoluyla çözülmesi yönünde ciddi bir irade olur. Çünkü aksi takdirde zaten baştan beri söylüyoruz, konunun nereye gideceği belli. Müzakere olması lazım, kendilerinden gayri insani, gayri ahlaki bir şey istendiği zaman insanların mücadele etmesi lazım. Oldukça mantıklı, bütün toplumun maslahatına ve menfaatine olan bir konuda uzlaşmamak, başka bir aksiyonu da kendisine davet etmeyi gerektirir. Onun için ben burada gayet olumlu bir şekilde şu ana kadar olumlu olanlardan da ders çıkararak bir barış sürecinin başlatılması gerektiğini düşünüyorum açıkçası." değerlendirmesinde bulundu.
"YPG'ye karşı hızlı ilerleyiş sürpriz olmadı"
Fidan, Şam hükümetinin iki haftada YPG'ye yönelik sahada sağladığı hızlı ilerlemenin sürecine ilişkin, "Bu benim için hiç sürpriz olmadı açıkçası. Şundan dolayı sürpriz olmadı: Bu bir an meselesiydi, bir başlangıç gerekiyordu. Çünkü biz şunu çok iyi biliyorduk. Özellikle YPG'nin işgal ettiği, Arap nüfusunun yerleşik olduğu bölgedeki dinamiği biz yıllardır okumuştuk. Aşiret yapısı, aşiretlerin ne zaman ve hangi şartlarda nasıl başkaldıracağı meselesi, bu konular hep bilgimiz dahilindeydi. Bunu da biz Suriye'yle de konuşuyorduk." ifadelerini kullandı.
En son 22 Aralık 2025'te Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın ile koordinasyon toplantısı için Şam'a gittiklerini ve sürekli temasın devam ettiğini hatırlatan Fidan, şunları kaydetti:
"Arapların yaşadığı yerde, Araplar kendilerini işgal eden güce karşı ayaklandığı, orada arkalarında da hükümet güçlerinin olduğunu bildiği ve Amerikalıların da zaten bu yanlış uygulamada desteğini çektiği zaman orada durmanın bir anlamı yok. Onu mümkün kılan denklem vardı. O denklemin maddeleri, öğeleri vardı. Onların her biriyle teker teker oynayıp denklemden çıkardığınız zaman zaten denklemi kendisi çöküyor. Biz hep analitik baktık. Yıllardır zaten bölgedeki aşiretlerle çok yoğun temasımız da vardı."
Fidan, ABD'nin buradaki perspektifinin belirleyici olduğuna dikkati çekerek, "Amerika'nın olaya müdahale etmeyle ilgili gerekçesi hep DEAŞ üzerindendi. Bu konuda atılması gereken profesyonel adımlar vardı." dedi.
İlk önce Suriye'nin DEAŞ'la mücadele konusunda ciddi olduğunu kanıtlamak için DEAŞ'la Mücadele Uluslararası Koalisyonu'na ortak olması gerektiğini, Washington'da bir imza töreniyle bunun gerçekleştiğini ve kendisinin de davet sonucu orada bulunduğunu anımsatan Fidan, daha sonra bunu pratikte hayata geçirmeleri gerektiğini belirtti.
"ABD'nin bölgedeki yeni politikası Türkiye'ninkiyle örtüşüyor"
Fidan, ABD'nin yeni politikasına ilişkin, "(ABD Başkanı Donald) Trump'ın izlediği dış politika, mümkün olduğunca bölgesel sorunların artık altına Amerika'nın elini sokmaması, bölgedeki ülkelerin bu sorunları üstlenmesi ve belli bir istikamette koordine içerisinde olunması. Şimdi bu bizim aslında bölgede ortaya koymak istediğimiz politikayla da örtüşen bir durum. Dolayısıyla Türkiye'nin hem DEAŞ'la mücadelede zaten hassasiyeti belli. Hem Suriye'nin birliğine, bütünlüğüne verdiği, hem azınlıkların, etnik grupların, dini grupların kültürel kimliklerine verdiğimiz önem. Hepsini bir araya getirdiğimiz zaman Amerika'nın orada kalması için kendilerince başka bir sebep yok açıkçası." değerlendirmesinde bulundu.
YPG içerisinde olası farklı etki gruplarına ve terör örgütü YPG elebaşı Mazlum Abdi kod adlı Ferhat Abdi Şahin'in rolüne ilişkin Fidan, şunları kaydetti:
"YPG, KCK'nın bir uzantısı olduğu için, o grup bu grup konusu çok fazla geçerli olmaz orada. Mazlum Abdi'nin üstünde iki tane insan vardır: Biri siyasi komiser, biri askeri komiser. Bu örgüt tarafından atanmıştır ve bu mekanizma hep böyledir. Mazlum onlara, onlar Kandil'e bu hikaye bu şekilde devam eder. Dolayısıyla Mazlum'un orada o kadar fazla söz sahibi olacak bir şeyi yok. Vitrine konan bir insandır."
Fidan, Mazlum Abdi'nin son sözü söyleyecek etkisi olmadığını vurgulayarak, "O mesaj taşıyıcıdır. Kendisine söyleneni örgüte iletmek zorundadır. Örgüt ona bir perspektif verir, talimat verir. Onunla hareket eder." dedi.
Bakan Fidan, YPG ile yapılan son anlaşmanın örgütü siyasete çekme açısından yeterli olup olmayacağına dair, "KCK'nın ne diyeceğine bağlı. Onlara 'Siyasete gir' (der) girer, 'Girme' der, girmez." diye konuştu.
Entegrasyon konusunda mutabakata varıldığına dair sözlerinin artık sürecin siyasetle ilerleyeceği anlamına gelip gelmediğine ilişkin Fidan, "Onu daha önce de söylediler. İnşallah ona geliyordur. Onun için onay aldıysa... Çünkü bazen imza atıyor, daha sonra örgütten fırça yiyor, o imzayı uygulamıyor. Bazen talimatla geliyor, imza atıyor. Bu kendi aralarındaki mekanizmayı ifade etmek için söylüyorum. Bunlar kendi başına bağımsız bir aktör değiller. Suriye Kürtlerini temsil eden aktör değiller. Burada hem vatandaşlarımızı hem ilgili kamuoyunu bilgilendirmek için söylüyorum. Bu bir realite. Bu insanlar dört parçada siyasi hedef olan illegal bir yapının Suriye'deki uzantısı. Bunun için var adam burada. Ona da yukarıdan talimat veren bir yapı var. Arada birkaç tane mekanizma var." ifadelerini kullandı.
Fidan, örgüt içerisinde Suriye vatandaşı olmayan teröristlerin ülkeden çıkarılması sürecinin nasıl işleyeceğine dair teknik ve istihbari detaylar olduğunu belirterek, örgütün bu noktada irade koyduktan sonra ne yapmaları gerektiğini bildiğini ifade etti.
Türkiye'nin bunu çok uzun yıllardır söylediğini ve iyi niyetleri varsa Suriyeli olmayan terör örgütü PKK mensuplarını ülkeden çıkarmakla başlamaları gerektiğini kaydeden Fidan, "Şu anda bunun kabulüne yönelik bir haber var ama bunu hayata geçirecekler mi geçiremeyecekler mi, göreceğiz. Bizim buradaki tabii ki kendi kontrolümüz önemli." ifadesini kullandı.