Enflasyonda ocak ayına ilişkin ilk tahminler yüzde 2,5, en fazla yüzde 3’lük bir orana işaret ediyordu. Geçen yıl ocakta yüzde 5,03 olan artışın bu yıl neredeyse yarı yarıya düşük gerçekleşeceğine dönük beklentinin altında yatan en büyük etkenlerden biri, yeniden değerleme oranının bu yıl geçen yılkinden çok daha düşük oluşmasıydı. Bir dizi zam, doğrudan ya da dolaylı olarak bu orana göre belirlenecekti. Kaldı ki YDO, piyasaya da bir mesaj niteliği taşıyordu. Bir de YDO’ya bağlı olarak belirlenen bazı vergi artışlarının YDO’dan daha az tutulması düşük enflasyon beklentisini iyice artırmıştı.
Ne var ki piyasadan gelen sinyaller yüzde 3’ün altında bir oranın mümkün olmayacağının işaretlerini veriyordu. Nitekim bu sinyaller Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’ın, yılın ilk iki ayında enflasyonun dalgalanabileceğine dönük açıklamasıyla kesin bir işarete dönüştü. Ekonomi yönetiminin tepe noktalarından birinde oturan bir isim, hele hele Merkez Bankası Başkanı enflasyonda bir dalgalanmadan söz ediyorsa, bu çok açık bir şekilde enflasyonun yüksek beklendiğine bir işarettir, böyle açıklamaları bu şekilde okumak gerekir. Dalgalanmadan kasıt enflasyonun daha düşük gelebileceği olsa, zaten bu açık açık ve müjde olarak dile getirilir.
TÜİK tarafından 2025 yılı baz alınarak ve yenilenerek dün açıklanan ocak ayının tüketici fiyat endeksinde bir ayda kaydedilen yüzde 4,84’lük artış da Merkez Bankası Başkanını doğrulayan bir oran olmuştur. Aslında 4,84 Merkez Bankası Başkanını mı doğruladı, yoksa Merkez Bankası Başkanı zaten 4,84’ü tam olarak değilse bile iyi kötü biliyor muydu? Tabii ki ikincisi. Merkez Bankası ay içinde gelişmeleri mutlaka izliyor ve enflasyonun seyrine ilişkin bilgi sahibi oluyordur.
Merkez Bankası piyasada en az 1,5- 2,0 puan indirim beklenirken politika faizindeki indirimi niye 1 puanla sınırlı tuttu sanıyorsunuz? Bu oran üç aşağı beş yukarı görülüyordu da ondan.
Enflasyonda şiraze kaydı!
Türkiye’de enflasyonu 2021 Aralık öncesi ve sonrası olarak ele almak yanlış olmaz.
Aralık 2021’deki yüzde 13,58’e yol açan adımlarla birlikte Türkiye’de enflasyonun şirazesi kaydı.
Daha önce hangi aylarda ne olabileceğini, özellikle mevsimsel etkenlerle nasıl bir eğilim ortaya çıkabileceğini söylemek çok daha kolayken, Aralık 2021 sonrası için bu mümkün olmaktan çıktı. Örnek mi, en tipikleri Temmuz ve Ağustos 2023’te yüzde 9’u aşan artışlar…
2021’den önceki yıllarda ocak ayları en yüksek enflasyonun görüldüğü ay değildi. En yüksek gerçekleşme kış başlangıcında ve okulların açılması öncesinde ekim ayında olurdu.
Dedim ya enflasyonda şiraze kaydı! Artık ne zaman ne olacağı kestirilebilir olmaktan çıktı. Ama bu bilinmezlik içinde kısmen de olsa belirli bir durum oluştu. Ocak ayları yılın en yüksek artışlarının görüldüğü ay durumuna geldi.
2022’nin ocak ayı yüzde 11,10’la geçildi. 2023’ün ocak ayında yüzde 6,65, 2024’te yüzde 6,70, geçen yıl yüzde 5,03, son olarak bu ocakta yüzde 4,84 artış oldu.
Bundan sonraki aylarda 2023’te yaşanan kur şokundan kaynaklanan türde bir tırmanma olmazsa ocak ayındakinden daha düşük artışlar beklenir.
Hedefler tutar mı?
Gelelim bundan sonra ne olabileceğine, yani yılın kalanında nasıl bir gerçekleşmenin bizi beklediğine…
Ortada resmi olarak tek bir oran var; yüzde 16. Merkez Bankası’nın tahmini de bu, orta vadeli programda yazan da. Yılın tümünde yüzde 16’yı tutturmak, kalan on bir aylık dönemde ay ortalaması bazında yüzde 0,92’yi geçmemekle mümkün.
Aslında ortada sözel olarak açıklanmış, kağıda dökülmemiş bir oran daha var; Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in dile getirdiği yüzde 19. Bu oran esas alınırsa hareket alanı tabii ki biraz daha genişliyor ve aylık artışın yüzde 1,2’de tutulması halinde bu oran gerçekleşebiliyor.
Ancak kabul etmek gerekir ki özellikle aylık ortalama artışı yüzde 1’in altında tutabilmek çok ama çok zor. Tabii ki gelecek aylarda neler yaşanacağı bilinemez ama gelişmelerin pek de olumlu ve enflasyonu yavaşlatacak yönde olacağı beklenmiyor.
Dolayısıyla Türkiye bu yılki enflasyon hedefinin üstüne de soğuk bir su içmeli! Yıllık enflasyon öyle görünüyor ki yüzde 25’in altına kolay kolay düşürülemeyecek.
Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’ın ilk iki ayda enflasyonun dalgalı seyredebileceğine dönük açıklamasından şubatın da görece yüksek geleceği anlaşıldığına göre biraz önce aktardığım aylık marjlar şubat geride kaldığında daha da daralmış olacak.
Şu meşhur kira meselesi…
TÜFE’de ağırlıkların hanehalkı bütçe anketi sonuçlarına göre değil de ulusal hesaplardan elde edilen hanehalkı nihai tüketim harcamaları esas alınarak belirlenmesi en çok konut ve bu çerçevede kiranın ağırlığını etkileyecekti ve nitekim öyle de oldu.
TÜFE kapsamındaki ana harcama grupları içinde ağırlığı en çok düşen 3,81 puanla konut grubu. Her ne kadar bu grup kapsamında kiranın payı neredeyse aynı kalmış görünüyorsa da bu yanıltıcı bir görüntü.
Kiranın geçen yıl toplam TÜFE’de yüzde 6,80 olan ağırlığı bu yıl yüzde 6,76, yani fark yok. Ama gözden kaçırılmaması gereken bir gerçek ve bir soru var:
“TÜFE’de ağırlıklar eski yöntemle belirleniyor olsaydı kiranın ağırlığı bu yıl ne olurdu?”
Kiranın geçen yıl konut grubundaki payı (6,80’in 15,22’deki payı) yüzde 45 düzeyindeydi.
Kiranın konut grubundaki payı (6,76’nın 11,40’taki payı) bu yıl ise yüzde 59’e çıktı.
Bu durum, ağırlıklı olarak geçen yıl kira yüzde 62 artarken, genel artış oranının yüzde 31’de kalmasından kaynaklandı. Bu oranlardan yola çıkarak ben de eski hesaplama yöntemine göre kiranın ağırlığının bu yıl yüzde 8,4 olması gerektiği sonucuna varmıştım.
Şimdi başka bir hesap daha çıktı ortaya. TÜİK’e göre kiranın konut grubundaki payı yüzde 59. Peki konut grubunun TÜFE’deki payı yüzde 15’lerde kalsaydı, bu 59’un karşılığı kaç ederdi? Hemen söyleyeyim; yüzde 9. Yani kiranın toplam TÜFE’deki ağırlığı yüzde 9’a ulaşacaktı. Benim bulduğum oran da, belli ki iskonto etmişim, yüzde 8,4’tü.
Bir yanda yüzde 9, bir yanda yüzde 6,76…
Kirada ocak ayında kaydedilen artış 5,26, ocak itibarıyla yıllık artış yüzde 56,55. Yani kiranın ağırlığı “olması gereken düzeyde” bulunsaydı, ocak ayındaki genel artış yüzde 4,84’ün, yıllık artış da yüzde 30,65’in üstünde oluşacaktı.
Ya ağırlığı düşenler…
Kiranın en azından görünür ağırlığı düşmedi sayılır. Peki konut grubunun ağırlığında ortaya çıkan 3,81 puanlık azalma hangi kalemlerden kaynaklandı?
Konut grubundaki tüm kalemlerden… Vatandaş geçen yıla kıyasla elektriğe de, suya da, doğalgaza da, tüpgaza da daha az para ayıracak. Bunu tabii ki ben söylemiyorum; TÜİK söylüyor.
Diğer ana grupların alt harcama kalemlerinde ne gibi değişiklikler olduğuna bakma fırsatım ne yazık ki olmadı. Gözümle ilgili ufak bir operasyon geçirmiş ve bundan dolayı yazılarıma ara vermiştim ama bugün yazmak istedim. Yazılarıma yine bir süre ara vermek durumundayım, o detaylara daha sonra bakacağım.

• Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.
Kaynak: ekonomim.com





