Asgari ücretin dahi alım gücünü korumakta zorlandığı bir ekonomik ortamda, emekli aylıklarının çok daha geride kalması sorunun yalnızca “enflasyon” başlığıyla açıklanamayacağını ortaya koyuyor.
Dünya genelinde yaşlanan nüfusla birlikte sosyal güvenlik sistemleri alarm verirken, Türkiye’de de benzer bir tablo dikkat çekiyor. Emekli aylığı, çalışma hayatını tamamlayan bireylerin, yıllar boyunca ödedikleri primlerin karşılığında, artık çalışmadıkları dönemde temel ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri bir gelir düzeyine sahip olmalarını amaçlıyor. Ancak son yıllarda bu temel ilkenin giderek zayıfladığı görülüyor.
Asgari ücret, Uluslararası Çalışma Örgütü’ne (ILO) göre; bir işçinin normal bir çalışma günü karşılığında, gıda, barınma, giyim, sağlık, ulaşım ve kültürel ihtiyaçlarını asgari düzeyde karşılayabilmesini sağlayan en düşük ücret olarak tanımlanıyor. Buna karşın, Türkiye’de en düşük emekli maaşı uzun süredir bu tanımın dahi gerisinde kalıyor.
Verilere göre, en düşük emekli maaşının asgari ücreti geçtiği son yıl 2015 oldu. 2016’dan itibaren asgari ücretin altına gerileyen en düşük emekli aylığı, 2025 yılının ikinci yarısı itibarıyla asgari ücretin yaklaşık yüzde 65’i seviyesine kadar düştü. Bu durum, yıllarca çalışmış bireylerin, artık çalışma imkânı bulunmayan bir dönemde ciddi geçim sıkıntılarıyla karşı karşıya kaldığını gösteriyor.
Öte yandan bu sorun yalnızca Türkiye’ye özgü değil. Küresel ölçekte de emeklilerin yeniden çalışma hayatına dönmesi giderek yaygınlaşıyor. Türkiye’de Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) düzenlemesi de bu eğilimi güçlendiren faktörlerden biri olarak öne çıkıyor.
TÜİK’in 2025 yılı Temmuz–Eylül dönemi İşgücü İstatistikleri, bu tabloyu net biçimde ortaya koyuyor. “İşgücüne dahil olmayanların nedene göre dağılımı” verisine göre, emekli olduğu için işgücünde yer almayanların oranı 2024’te yüzde 12,4 iken 2025’te yüzde 11,3’e geriledi. EYT düzenlemesi öncesinde, 2022’nin son çeyreğinde ise bu oran yüzde 16,9 seviyesindeydi. Bu veriler, emeklilerin önemli bir bölümünün çalışma hayatından tam anlamıyla çekilemediğini gösteriyor.
Emeklilerin çalışmaya devam etmesi, bir yandan geçim zorunluluğunu yansıtırken, diğer yandan genç işgücüne açılabilecek alanların daralması anlamına geliyor. Sosyal güvenlik sistemi açısından da tablo dikkat çekici. SGK verilerine göre, 2024 yılı sonunda bir emekliye karşılık yalnızca 1,61 çalışan düşüyor. Bu oran, tarihsel olarak en düşük seviyelerden biri olarak değerlendirilirken, sistemin sağlıklı işleyebilmesi için ideal oranın 3 çalışana karşılık 1 emekli olduğu ifade ediliyor.
Yaşlanan nüfusun sosyal güvenlik sistemleri üzerindeki baskıyı artırdığı günümüzde, “emeklilik” kavramının yeniden ele alınması gerektiği görüşü giderek güçleniyor. Genç yaşta emekliliğin azalması, iş-özel hayat dengesinin daha sağlıklı kurulması, deneyimden faydalanırken gençlere de alan açılması ve prim–maaş dengelerinin sürdürülebilir hale getirilmesi gibi başlıklar, önümüzdeki dönemin temel tartışma alanları olarak öne çıkıyor.
Türkiye’nin uzun yıllar avantaj olarak görülen genç nüfus yapısının giderek yaşlanmaya başladığı bir süreçte, sosyal güvenlik ve emeklilik politikalarında daha ileri görüşlü adımlar atılmasının herkes açısından kaçınılmaz olduğu değerlendiriliyor.





