Finale çıkıp Brezilya ile oynar mıyız? Bilmiyorum. Ama ufak bir sorun var. Mevcut enflasyon oranları dikkate alındığında, biz oynasak oynasak basketbol finali, Brezilya ise futbol finali oynar.
Brezilya’nın başardığını biz neden başaramıyoruz? Sonuçta yeni teknoloji üretmekten, verimliliği artırmaktan falan söz etmiyorum. Onlar zorlu işler. Alt tarafı enflasyonu düşürmek söz konusu olan. Ne kompleks bir teori ne de kompleks bir ekonomi programı tasarımı ve uygulaması gerektiriyor. Üstelik 2001 krizi sonrasının deneyimi de var. Çok zor bir iş değil. Yeter ki niyet olsun.

Dünya futbol şampiyonasının başlamasına az kaldı sayılır. Kesin bilgi: Finalde Brezilya ile karşılaşacağız. Bu vesileyle final karşılaşmasından önce bu iki ülkenin enflasyon serüvenine bakmak istiyorum. Ama önce izninizle neden “finalde Brezilya ile karşılaşacağımızı tahmin ediyorum” ya da “muhtemelen Brezilya…” ya da “içime doğdu (doğamaz mı?) finalde Brezilya ile karşılaşacağız” demediğimi açıklamak isterim.
Yıllar önce mülga Devlet Planlama Teşkilatı’nda (DPT) çalışıyordum. İktisadi Planlama Dairesi’nde makine ve tarım araçları imalat sektörlerinden sorumluydum. Kaçıncı beş yıllık olduğunu hatırlamadığım bir planın taslak metni bitmiş; o metnin ilgili bölümünün uzmanları yöneticileri ile birlikte başbakan yardımcısı ve ilgili bakanlardan oluşan bir heyete (ANAP dönemi) küçük bir odada sunum yapıyorlardı. Odaya ikide bir girip çıkılmasın, dikkatler dağılmasın diye, birkaç farklı bölümün uzmanı birlikte giriyordu. İşgücü-ücret bölümünün uzmanı sunumunu yaparken, bir bakan “geçen yıl Türkiye’de ortalama ücret artışı ne oldu?” diye sordu. Sunumu yapan uzman dışındaki DPT uzmanları birbirimize baktık. Yayımlanan bir ücret verisi yoktu çünkü. Bu soru sayesinde belki bundan sonra ücret verisini toplamaya başlar ilgili kurum diye düşünürken, birden ilgili uzmandan yanıt geldi: “Yüzde 10,5.” Kulaklarımıza inanmadık: Veri yok ama üstelik küsuratlı bir sayı söylüyor uzman. Toplantıdan çıkışta uzmanın etrafını sardık; soru şuydu: “… yahu nereden çıktı bu küsuratlı sayı?” Cevap: Oğlum, düz yüzde 10 desem inandırıcı olmaz, ama küsuratlı söylersen altını deşmezler”. Şimdi neden ‘muhtemelen’ ya da ‘içime doğdu’ diyeyim? Yakışır mı bu köşenin yazarına? (Not: Sayının küsuratlı olduğunu hatırlıyorum ama 10 küsur mu yoksa 30 küsur mu onu hatırlamıyorum).
Ama unutmadan önce o arkadaşın sonra önemli bir kurumun başına geldiğini belirteyim. Artık hangi kurum diye sormayın lütfen. Neyse, eski günahları bir tarafa bırakayım. Brezilya-Türkiye enflasyon karşılaştırması için Aralık 1980-Mart 2026 dönemini ele alıyorum. Her ülke için iki ayrı grafik var. İlki Aralık 1980-Aralık 1996 dönemi için. İkincisi ise Ocak 1997-Mart 2026 dönemindeki enflasyon gelişmelerini gösteriyor. Dönemi ikiye ayırmamın nedeni, ilk dönemin bir kısmında Brezilya’da gözlenen hiperenflasyon. Tek bir grafik olsaydı, kalan yılların enflasyon değerlerinin seyri neredeyse düz bir çizgi olarak algılanacaktı. Neyse. Enflasyonlar bir yıl öncesinin aynı ayına göre, yani yıllık oranlar.
Hiperenflasyonu düşürmek, 2 haneli inatçı enflasyonu düşürmekten daha kolay
Dikey eksenlerin ölçeklerine dikkat lütfen. Brezilya’da ilk dönemde yüzde 7000’e varan enflasyon oranları var. Nisan 1990’da enflasyon tam yüzde 6821. Sonra keskin bir düşüş görüyorsunuz. Ama düştüğü düzey yüzde 372 (Haziran 1991. Sonra yine ‘delice’ yükseliyor ve Temmuz 1994’te yüzde 4923 oluyor. Bundan sonra baş aşağıya gidiyor ve 1996 yılını yüzde 11 ile kapatıyor. Aynı dönemde Türkiye’de gözlenen en yüksek enflasyon ise yüzde 131 ile Ocak 1995’te. Çok sayı verdim; hoşlanmıyorum ama ne yapayım çok çarpıcı ayrıntılar var. Bu dönemin ortalama enflasyonu Brezilya için yüzde 817, Türkiye için yüzde 60. Ama dönemin son bir buçuk yılında enflasyon açısından Brezilya durumu toparlarken, biz ‘eski tas eski hamam’ devam ediyor ve dönemi yüzde 80 ile kapatıyoruz.

Bunun bir nedeni şu: Hiperenflasyonu düşürmek iki haneli yüksek ve inatçı bir enflasyonu düşürmekten çok daha kolay. Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yaşanan hiperenflasyonlar genellikle çok kısa sürmüş. Elbette enflasyonu düşürücü bir program uygulanmıyorsa kısa sürmesini beklemek saflık olur ama çoğu hiperenflasyonlu ülkede, işler zıvanadan çıkınca, ekonomi politikası tasarlayanlar çözüm üretmeye mecbur kalıyorlar. Ve yine elbette genellememek gerekiyor; daha ayrıntılı bir incelemeye gerek var.
Türkiye’de ilk dönemde enflasyonun yüzde 100’ün üzerine çıktığı ay sayısı 12. Tamam, ‘az değil’ diyebilirsiniz ama 193 aylık bir dönemden söz ettiğimi hatırlatırım. Dönemin yüzde 94’ünde enflasyon yüksek iki haneli düzeylerde ‘salınıyor’. Aslında Türkiye’nin grafikte yer alan birinci döneminde önemli bir ‘ayrıntı’ var: 29 Kasım 1987’de genel seçim yapılıyor. Seçimin önemli bir özelliği 1980 askeri darbesinin cunta yönetiminin siyaset yapmalarını yasakladığı Demirel, Ecevit, Erbakan ve Türkeş’in katıldıkları ilk genel seçim olması. Seçim öncesinde iktidarda olan ANAP ve lideri Özal, güçlü liderler ve partileriyle rekabet etmek zorunda. Elbette şiddetli bir seçim ekonomisi uygulanıyor. O nedenle yıllık enflasyonda bir kırılma yaşanıyor. 1994 krizi ile başlayan yukarıda sözünü ettiğim on iki aylık üç haneli enflasyon dönemini dışarıda bırakayım. Aralık 1987-Aralık 1996 enflasyon ortalaması yüzde 71 oluyor. Üstelik bu ortalama etrafında bir aşağıya bir yukarıya çarpıcı bir iniş çıkış göstermeden salınıyor enflasyon. Oysa seçim öncesinin ortalama enflasyonu yüzde 38. İkisi de katı ama ikincisi çok daha yüksek.
Benzerlik ortadan kalkıyor
Toparlarsam, Brezilya’da uzun süreli hiperenflasyon, Türkiye’de ise inatçı iki haneli enflasyon var. Dönemin sonuna doğru Brezilya enflasyonu bayağı düşürüyor, Türkiye ise aynı biçimde yola devam ediyor. Oysa ikinci dönemde durum farklılaşıyor. Bu dönemde Breziya’da enflasyonun aldığı en yüksek değer yüzde 17, dönem ortalaması ise yüzde 6,1. Türkiye’de ise ilk dönemdeki yüksek enflasyonun beli 2001 krizinden sonra uygulanmaya başlanan ‘Güçlü Ekonomiye Geçiş’ programı ile kırılıyor. Ocak 2004 -Aralık 2017 döneminin ortalama enflasyonu yüzde 8,3. Genellikle bu ortalama etrafında salınıyor enflasyon. Dolayısıyla, Brezilya ile bir benzerlik söz konusu. Oysa Brezilya’da tek haneli enflasyon kalıcı olurken, Türkiye enflasyonu yeniden yüksek iki haneli düzeye sıçratmayı ‘başarıyor.’ Benzerlik ortadan kalkıyor.
Soru şu: Brezilya’nın başardığını biz neden başaramıyoruz? Sonuçta yeni teknoloji üretmekten, verimliliği artırmaktan falan söz etmiyorum. Onlar zorlu işler. Alt tarafı enflasyonu düşürmek söz konusu olan. Ne kompleks bir teori ne de kompleks bir ekonomi programı tasarımı ve uygulaması gerektiriyor. Üstelik 2001 krizi sonrasının deneyimi de var. Çok zor bir iş değil. Yeter ki niyet olsun.
Önümüzdeki maçlara bakacağız artık...
Peki, finale çıkıp Brezilya ile oynar mıyız? Bilmiyorum. Ama ufak bir sorun var. Mevcut enflasyon oranları dikkate alındığında, biz oynasak oynasak basketbol finali, Brezilya ise futbol finali oynar. İyi de neden enflasyon oranlarını dikkate alarak finale ilişkin bir sonuca ulaşalım ki? Her şeyin hayırlısı, önümüzdeki maçlara bakacağız artık...
• Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.




