Türkiye’de zaman zaman ekonomik sorunların büyük ölçüde geride kalmasını sağlayacağı varsayılan atılımlar gündeme getirilir.

Örnek mi; birkaç yılda bir yastık altındaki altını ekonomiye kazandırmak için yoğun(!) çalışmalar yapılır. Bu çalışmayı yapanlar da gayet iyi bilir; Türk halkı, özellikle kadınlar hem tasarruf amacıyla tuttukları, hem ziynet olarak kullandıkları altını değil verip karşılığında bir kağıt parçası almak, o altını koklatmaz bile. Ama olsun, ara ara bu konudaki niyet ortaya konulur.

Örnek mi; ne zaman döviz ihtiyacı kendini iyice gösterir, üretim ve ihracat akla gelir, o zaman da “Doğrudan yatırımları niye artırmıyoruz, yabancılara yeni teşvikler verelim de gelip Türkiye’de yatırım yapsınlar” şeklinde özetlenebilecek bir düşünce hakim olur. Bu düşünce gündeme gelir gelmeye de gereği pek yapılamaz. Yabancıyı Türkiye’de yatırıma ikna etmenin yolunun yalnızca ekonomik avantaj sağlamaktan geçtiği sanılır, oysa beklenen çok daha başkadır ama onları yapmak da pek işe gelmez.

Yabancı gelmiyor

2000 yılından bu yılın şubat sonuna kadar olan dönemin doğrudan yatırımlarına ilişkin verileri tablo ve grafikte görüyorsunuz.

Tartışmasız gerçek şu; net doğrudan yabancı yatırım giderek geriliyor ve bu gidişle bir süre sonra negatife dönerse hiç şaşırmamak gerek.

Doğrudan yatırımın net tutarını bulurken nasıl bir yöntem mi izliyorum:

Yurt dışı yerleşiklerin ya da yabancıların Türkiye’deki toplam doğrudan yatırımları ile yurt içi yerleşiklerin dışarıdaki yatırımları belli. Ama bu yatırımların bir kısmı gerçek anlamda doğrudan yatırım sayılmaz, hele hele bir kısmı yatırım bile sayılmaz. Örneğin gayrimenkul alımları. Toplam tutardan gayrimenkulü düşüyorum. Ayrıca yabancıların Türkiye’deki, Türkiye’deki yatırımcıların yurt dışındaki yatırımlarına sağladıkları sermaye, kredi gibi ödemeleri de düşüyorum ve geriye net yatırım tutarı kalıyor.

İşte tablonun son sütunu bu net yatırım tutarını gösteriyor. Bu yılın şubat ayı sonundaki yıllıklandırılmış net yatırım girişi 1,3 milyar dolar ve bu tutar son yirmi yılı aşkın dönemin en düşük düzeyine işaret ediyor.

İşte başlıkta o yüzden o klasik birlik-beraberlik cümlesini yabancı yatırıma uyarladım ya…

Yabancı yatırımcı ne ister?

Yabancıyı çekmek için yeni yeni teşvikler üzerinde kafa yoruluyor. Düşünülüyor; “Yabancı yatırımcı ne ister, ne yaparsak Türkiye’ye gelir” diye…

Sorunun basit bir yanıtı var…

“Yabancı gelip burada yatırım yapacaksa tabii ki para kazanmak ister.”

Ölçü yalnızca para kazanmak olarak görüldüğü için de ekonomik yönden teşvik edici kararlar alınmaya, düzenlemeler yapılmaya çalışılıyor.

Para kazanıp kazanamamak yatırımın en öngörülebilir, en ölçülebilir yönü. Zaten bu konuda olumlu veriler elde edilirse yatırım tabii ki yapılır.

Ama ya öngörülemeyenler? Oturup hesap kitap yapıldı, para kazanılacağı görüldü ve yatırıma girişildi, yatırım tamamlandı, işler birkaç yıl iyi gitti.

Sonra bir gün Türkiye’de mevzuatta hiç öngörülmeyen bir değişiklik söz konusu olursa…

Ya da yaşanacak bir ihtilafı gidermekte büyük zorluklar yaşanırsa…

Giden geleni aşacak gibi…

Türkiye’de yabancıların yaptığı net yatırım genel olarak gerileme eğilimindeyken, Türklerin yurt dışındaki yatırımları tam tersine artış eğilimi sergiliyor.

Yabancıların Türkiye’deki yatırımları AB’ye tam üyelik müzakerelerinin başladığı yıllarda, 2006 ile birlikte rekor kırmış ve yıllık tutar 20 milyar dolarları bulmuştu. Sonrasında genel eğilim yönünü aşağı çevirdi.

Türklerin yurt dışı yatırımları ise son dönemde yıllık bazda 10 milyar dolara dayandı.

Böyle giderse bir süre sonra net doğrudan yatırım girişi sıfıra inecek ve negatife dönecek.

Gerçek doğrudan yatırım bilinmiyor

Bu arada bir bakış açısıyla net yeni yatırım kavramı da gerçeği yansıtmaktan uzak kalıyor. Doğrudan yatırım girişinin bir kısmı, hatta çoğu Türkiye’de kurulu tesislerin satın alınması yoluyla gerçekleşiyor.

Yabancı geliyor, burada yıllardır faaliyette olan bir işletmeyi satın alıyor. Bu tür doğrudan yatırımlar ne yeni bir üretim demek, ne yeni istihdam, ne yeni vergi. Daha önce Türk sermayeli olan şirket, yabancı sermayeli olarak faaliyetine devam ediyor. Bunların içinde özelleştirme ile satılan tesisler de var.

Dolayısıyla gerçek doğrudan yatırım, sıfırdan üretim yapılması demek, yani iktisat diliyle söylersek “yeşil alan yatırımı” ya da başka bir ifadeyle “greenfield yatırım”

Bir de kâr transferi var

Net yeni doğrudan yatırım girişi ödemeler dengesinin finansman kaleminde yer alıyor. Bir de cari işlemler dengesi altına kaydedilen net kâr transferi var. Tabii ki bu transferler iki yönlü; yabancıların Türkiye’den olan transferi ile Türklerin yurt dışında elde ettikleri kazançları Türkiye’ye transferi.

Bu iki kalemin neti negatif; yani Türkiye’den yurt dışına giden kâr, gelenden daha fazla. Bu tutarla net yeni yatırım giriş-çıkış farkını bir araya getirince nasıl bir tablo ortaya çıkacak, onu da bir başka yazıya bırakalım.

Aa Haber 17042026

• Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Kaynak: ekonomim.com