Geride bıraktığımız hafta 2025 yılının tümüne ait bütçe gelişmelerini öğrendik. Uygulanmakta olan ekonomi programı başladığında, maliye politikası tarafında üç önemli sorun vardı. Birincisi, Eylül 2021’de başlayan ‘garip mi garip’ para politikasının yarattığı devasa sorunların bütçeye olumsuz etkileriydi. Mesela kur korumalı mevduat sistemi bütçeye önemli bir yük getiriyordu. İkincisi, Mayıs 2023 seçimlerinden önce uygulanan seçim ekonomisi nedeniyle bütçe dengeleri bozulmuştu. Üçüncüsü, büyük depremin oluşturduğu yıkıntının önce temizlenmesi sonra da bölgenin yeniden inşa edilmesi gerekiyordu. Bunun bütçeye getireceği önemli yükler vardı.
Önlem alınmaması durumunda bütçe açığının GSYH’ye oranla yaklaşık yüzde 10’a çıkabileceği yönünde tahminler yapılıyordu. Bu köşede yer verdiğim o tahminler çok büyük bir tehlikeye işaret ediyorlardı. Bu olumsuzluklara karşın önemli bir avantaj da vardı. Kamu borcunun GSYH’ye oranı hem kendi geçmiş değerlerimize hem de uluslararası kıstaslara göre oldukça düşüktü. Borç oranı Haziran 2023 sonunda yüzde 28,5 düzeyindeydi. Bu avantajı kısmen törpüleyen ise borcun yüzde 67’sinin döviz cinsinden olmasıydı; o da yine ‘garip mi garip’ para politikasının bir sonucuydu. Dolayısıyla, ekonomi programı başladığında maliye politikasının üç önemli sorunu, yarım da avantajı vardı demek doğru olacak.
Peki, 2025’i maliye politikası açısından nasıl kapattık? Bütçe dengelerini yerli yerine oturtmak açısından oldukça başarılı, gelir dağılımını düzeltici adımlar atılması ve sonuç alınması açısından başarısız. Ancak, uygulanan ekonomi politikasının gelir dağılımını düzeltmek yönünde bir amacının olmadığının da altını çizmek gerekiyor. Dolayısıyla, salt ‘kuru’ hedeflere ulaşmak açısından bakılırsa başarılı bir maliye politikası var.
Bütçe açığının GSYH’ye oranı %3’ün altında
Grafikte 2023-2025 dönemi için önemli bütçe kalemlerinin GSYH’ye oranları yer alıyor. 2025’in ilk üç çeyreğinin GSYH’sini biliyoruz ama dördüncü çeyrek gerçekleşmesini bilmiyoruz. Son çeyrek için hata payı oldukça düşük bir GSYH tahmini yapmak mümkün. Mümkün çünkü nominal GSYH’nin önemli parçası deflatör. O da yaklaşık üretici ve tüketici enflasyonunun ortalaması kadar artıyor. Öncü göstergelerden de dördüncü çeyrek reel GSYH büyümesini tahmin etmek mümkün. Onda hata olsa bile deflatörün yıllık artışı onu telafi edecek düzeyde (yüzde 28,5).
Grafik durumu net biçimde ortaya koyuyor. GSYH’ye oranla toplam gelirler artıyor, faiz dışı harcamalar, bütçe açığı ve faiz dışı bütçe açığı düşüyor. Bütçe açığının GSYH’ye oranı yüzde 3’ün altına inmiş durumda. Daha da önemlisi, faiz dışı bütçe artık açık vermiyor; GSYH’ye oranla yüzde 0,4 fazlada. Grafikte yok ama üçüncü çeyrek itibariyle borç durumu da şöyle: Borcun GSYH’ye oranı yüzde 22,5. Bunun yarıdan biraz fazlası (yüzde 53’ü) döviz cinsinden. Haziran 2023 ile karşılaştırıldığında daha da düşük bir borç oranı var; altı puan azalmış durumda. Döviz cinsinden olan kısmı da azalmış vaziyette ama hala yüksek.
Bu olumlu gelişmelere karşın, yükün paylaşımının daha adil olması yönünde bir hareketlenme yok. Yüksek gelir gruplarından daha fazla vergi alınması ve kamu-özel işbirliği projeleri çerçevesinde verilen gelir garantilerinin gözden geçirilmesi yolunda bir çalışma ufukta görünmüyor. Oysa bu kanallardan sağlanacak ek vergi gelirleri ile mesela, çoğu emeklinin açlık sınırının altındaki emekli gelirlerini yükseltmek mümkün.
• Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.