TCMB Mart Toplantısında Ne Yapar?
Para politikasında karar anları genellikle tek bir veriye değil, resmin bütününe bakılarak şekillenir. Mart ayındaki PPK toplantısı da tam olarak böyle bir eşikte gerçekleşecek. Hem enflasyon tarafında yukarı yönlü sürprizler, hem küresel riskler, hem de içeride finansal koşullardaki gevşeme sinyalleri TCMB’nin hareket alanını daraltıyor.
Enflasyon cephesi: Hâlâ rahatlatıcı değil
Ocak ayında aylık TÜFE’nin %4,84 ile beklentileri aşması, dezenflasyon sürecinde temkinli olunması gerektiğini gösterdi. Şubat için %2,5’lik aylık beklenti teknik olarak yavaşlama anlamına gelse de hâlâ aylık bazda yüksek ve fiyat katılığına işaret eden bir tempo söz konusu.
Bu tablo TCMB’ye “acele indirim” için güçlü bir gerekçe sunmuyor. Ayrıca enflasyon beklentilerindeki iyileşmenin hız kesmesi, para politikasının kredibilitesi açısından ekstra temkin gerektiriyor.
Büyüme: Destekleyici ama belirleyici değil
Piyasanın 2025 4. çeyrek için ağırlıklı olarak %3,7’lik büyüme beklentisi ekonomide sert bir yavaşlamaya işaret etmiyor. Bu nedenle büyüme tarafı, faiz indirimi için güçlü bir baskı oluşturmuyor. Dolayısıyla büyüme tarafında “resesyon korkusu” yok ama agresif bir indirim için gerekçe de yok.
Küresel koşullar: TCMB’nin elini bağlayan faktörler
Küreselde petrol fiyatları yukarı yönlü, jeopolitik riskler artıyor ve Fed cephesinde, üyeler arasındaki ayrışma dikkate alındığında, faiz indirimleri konusunda net bir patika yok.
Bu durum:
- Emtia üzerinden maliyet enflasyonunu canlı tutuyor,
- Gelişmekte olan ülkelere sermaye akışını kırılganlaştırıyor ve
- Erken faiz indiriminin kur oynaklığı yaratma riskini artırıyor.
Dolayısıyla TCMB’nin “hızlı gevşeme” lüksü oldukça sınırlı.
İçeride finansal koşullar ne söylüyor?
Aslında en kritik sinyaller buradan geliyor:
- Taylor kuralına göre indirim alanı yok,
- Piyasa faizleri politika faizinin altında,
- Reel getiri düşüyor,
- Likidite fazlası var ve
- Getiri eğrisi yatıklaşıyor.
Bunların tamamı tek bir şeyi söylüyor: finansal koşullar zaten fiilen gevşemiş durumda.
Yani TCMB politika faizini indirmese bile piyasa zaten gevşeme fiyatlıyor. Ama böyle bir durumda yapılacak faiz indirimi, mevcut gevşemeyi daha da hızlandırarak enflasyon beklentilerinde bozulma riskini artırabilir.
Olası senaryolar
Olası senaryo, 50 baz puanlık sembolik ya da piyasa beklentisine paralel 100 baz puanlık bir indirim. “Dezenflasyon sürecine güveniyoruz” mesajı verir ama riskleri sınırlı tutar. Ancak mevcut veri setinde gereksiz bulunabilir.
Düşük olasılıklı senaryolar; faizi sabit bırakması ya da 150 baz puanlık bir indirim. Aslında mevcut veri setinde en rasyonel seçenek faizlerin sabit bırakılması görüşündeyim. Böyle bir durumda TCMB, piyasaya “bekle-gör” diyebilir, likidite ve makroihtiyati araçlarla sıkılığı koruyabilir. 150 baz puanlık indirim ise mevcut enflasyon ve likidite koşullarında piyasa tarafından erken gevşeme olarak algılanabilir.
Sonuç
Mart toplantısında TCMB’nin temel önceliği kazanılmış güveni korumak olacaktır. Enflasyon hâlâ görece yüksek, finansal koşullar zaten gevşemiş ve küresel riskler artarken agresif bir indirim mantıklı görünmüyor.
Bu nedenle olması gereken senaryo, politika faizinin sabit tutulması ve “şahin/dikkatli” iletişim.
Ama en olası senaryo 50 ya da 100 baz puan indirim.
TCMB büyük ihtimalle mesajını net verecektir: “Enflasyonda kalıcı düşüş görülmeden faiz indirimi yok.”
Piyasa belki indirim bekliyor olabilir, ancak mevcut tabloda sabır, indirimden daha değerli.