Çok acelesi varmış gibi kendisine kırmızı ışık yanarken uzaktan gelen aracı gördüğü halde karşıya geçen yayaların vücut diline ve yüz ifadesine hiç dikkat ettiniz mi?
Ortak davranış biçimi genellikle gelen araca bakmamaktır. Böyle yapılınca insan beyni tehlikeyi yokmuş gibi ya da uzaktaymış gibi mi algılıyor, bilmiyorum.
Kişiler kırmızı ışıktan yalnız başlarına geçiyorsa, yüzlerinde pek ifade olmaz.
Birkaç kişi birlikteyse yüzlere genellikle bir gülümseme yayılır.
Orta yaşın üstünde olanlar, özellikle de kadınlar kırmızıda geçerken kaygılı bir gülümsemeyle koşmaya çalışır.
Ama temelde yapılan, araçlara bakmamaktır. Herhalde tehlike, görülmediği sürece yok varsayılır. Hani “Korkulu rüya görmektense uyanık kalmak iyidir” gibi, üstüne üstüne gelen aracı görmektense görmemeyi tercih ederek tehlikeyi savuşturduğunu sanmak…
Gelen araca bakmadan yalnızca önüne bakarak hızlıca geçmenin bir nedeni de o sekiz-on metrelik yaya geçidinde bir şekilde tökezleyip düşünce üstüne doğru gelen aracın altında kalma korkusu mudur? Belki. “Önüme bakarak koşayım, ne olur ne olmaz bir de takılıp düşmeyeyim, yoksa gelen arabanın altında kalırım” kaygısı mı?
Şöyle ya da böyle bir tehlike üstüne doğru geliyor ve zamansız bir şekilde ondan kaçmaya çalışıyorsun. Neden? Yetişilmesi gereken bir yer mi var, yoksa bir an önce uzaklaşılması gereken birileri mi?
Kırmızı ışığa aldırış etmeyenler!
Modern dünya Trump gibi bir devlet başkanı herhalde görmedi. Elinde bulundurduğu güçle dünya ile istediği gibi oynayabileceğini düşünen ve bunu olabildiğince gerçekleştirmeye çalışan bir siyasetçi ile karşı karşıyayız. İran’a saldırıyla başlatılan savaşın ceremesini de ekonomik yönden bizim gibi enerji bağımlısı ve bölgeyle ticareti fazla olan ülkeler çekiyor.
Dışarıdan gelen böylesine olumsuz etkiler ve maliyet baskısı yetmezmiş gibi yurt içinde de muhalefetin dizayn edilmesi gerektiği şeklinde yorumlanan açıklamalar yapılıyor.
Her anlamda artık taşlar değil kayalar yerinden oynuyor!
Ama ekonomi adeta aşılanmış gibi, pek bir şey olmamış gibi yoluna devam ediyor ya da ettiği sanılıyor. Oysa sıkıntı çok büyük.
Konuyu hemen dövize, altına bağlayacak değilim. Ekonomide sıkıntı olduğu yolunda bir görüş dile getirildi mi, akla ilk “Döviz fırlar mı, altın ne olur” gibi sorular geliyor. Belki daha doğrusu özellikle dövizle ilgili “Tırmanıp gidecek” türü görüşler ileri sürülüyor. Sanki döviz tırmanıp bir anda 60 liraya, 70 liraya çıksa sorunlar geride kalacakmış gibi. Bunun tüm dengeleri daha da bozacağı ne yazık ki hâlâ göz ardı edilebiliyor. Ayrıca Merkez Bankası’nın net rezervi milyarlarca dolar eksi iken bile kur artışına izin verilmemiş, şimdi mi verilecek, bu bile düşünülmüyor.
Gerçek sorun piyasada; ama finans piyasalarında değil.
Sabit gelirlilerin; asgari ücretlinin, emeklinin durumu zaten belli. Şimdi bu kesimlere küçük esnaf ve KOBİ’ler de eklendi. Hatta KOBİ sınıfının dışındaki büyük işletmeler arasında bile sıkıntı çekenler giderek çoğalıyor.
Reel sektörde işler giderek tatsızlaşıyor. Herkesin gördüğü bir gerçeği son olarak IMF de dile getirdi. Tüm dünya gibi Türkiye’nin büyümesine ilişkin tahmin aşağı çekildi. Daha önce Türkiye’nin bu yıl yüzde 4,2 büyüyeceğini tahmin eden IMF, bu oranı yüzde 3,4’e indirdi. Savaşın seyrine göre yüzde 3,4 bile yakalanamayabilir.
Hemen her şey olumsuz seyrediyor. Bakmayın kısa dönemli iyileşmelere, savaş uzadığı sürece ne yazık ki daha kötü günler yaşamak kaçınılmaz.
Peki kırmızı ışıkta başını öne eğerek, büyük resme bakmadan ve gelen araçları dikkate almadan, üstelik elinden tuttuğu çocuğu da sürükleyerek, hem gelmekte olan araçları, hem de tüm trafiği tehlikeye düşürerek koşmanın zamanı mı?
Geçici kurumlar vergisi yok, bütçe normale döndü
Kurumlar vergisi ocak ayında 13,7 milyar, şubatta 376,3 milyar, martta ise 22,3 milyar lira oldu.
Kurumlar vergisini şubatta böylesine tırmandıran bir kalem var. Maliye Bakanlığı bu kalemi zorlama bir ifadeyle “kurumlar geçici vergisi” diye tanımlıyor ama doğru tanım “geçici kurumlar vergisi” olmalı. İşte bu kalemde ocakta 5,5 milyar olan gelir, şubatta 372,5 milyara fırlamıştı, marttaki tutar ise 21,3 milyar lira oldu.
Geçici vergilerde dördüncü ödemenin geçen yıl yeniden getirilmesinden sonra bu yıl şubatta rekor bir gelir söz konusu olmuştu.
Şubat ayında fazla veren merkezi yönetim bütçesi martta geçici vergi olmadığı için kurumlar vergisinin normale dönmesiyle birlikte yeniden açıkla kapandı.
Merkezi yönetim bütçesi ocaktaki 214,5 milyarlık açıktan sonra şubatta 24,4 milyar lira fazla vermişti. Martta yeniden 229,9 milyar lira açık oluştu.
Faiz dışı fazla ise ocakta 241,9 milyar, şubatta 208,1 milyar lira düzeyindeydi. Tutar mart ayında 6,1 milyara geriledi.
• Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.