Ekonomi

Merkez Bankası ne yapmalı?

Sayın Fatih Özatay'ın, ekonomim.com sitesinde bugün yayımlanan "Merkez Bankası ne yapmalı?" başlıklı köşe yazısı.

İki haftalık ateşkes anlaşması imzalandı ama olayların nasıl gelişeceği hâlâ belirsiz. Trump delisi ve ekürisi Netanyahu’nun ne yapacaklarını kestirmek mümkün mü? Bu ortam Merkez Bankası açısından oldukça zor bir ortam.

Merkez Bankası’nın döviz rezervini daha fazla eritmesine gerek olmadığını düşünüyorum. Şöyle düşünün: Savaş çok uzarsa zaten bunu yapma olanağı kalmayacak çünkü havuzdaki su azalacak.

Havuza su akmıyor ama havuzdan ikide bir su kullanıyorsanız eninde sonunda havuzdaki su biter. Türkiye’de şu anda sabit kur ya da 2000’deki gibi artış hızı sabit kur rejimi uygulanıyor olsaydı, para krizinin eşiğindeydik ya da o eşiği çoktan geçip kriz yaşıyor olurduk. Zira döviz arzının çok azalıp döviz talebinin çok arttığı bir ortamda Merkez Bankası faiz yükseltmiyorsa sürekli döviz satmak zorunda kalırdı. Faizi de garip seviyelere yükseltemeyeceğine göre, sabit kur sistemi terk edilir, dalgalı kur rejimine geçilirdi.

Bu işi hızlandıran da spekülatörlerin havuzdaki suyun azalmasının ilk emarelerini görerek, yüklü miktarda lira cinsi mali varlık satıp döviz almaları olurdu. Dalgalı kur rejimi uygulamasına çok daha yüksek bir kur, faiz ve çok düşük bir döviz rezervi ile başlanırdı. En önemlisi de kurun sabit kalacağı düşüncesi ile ileriye yönelik döviz cinsinden sözleşme imzalayanların bir kısmı (döviz cinsinden yükümlülük altına girenler) büyük sıkıntıya düşer, iflaslar başlar ve ekonomi küçülürdü.

Dalgalı kur rejiminin yararları

Fakat dalgalı kur rejimi uyguluyorsanız böyle bir kriz yaşamıyorsunuz. Evet, kur yükselme baskısı altında olur, evet faiz artırmak zorunda kalabilirsiniz ama son tahlilde spekülatörlerin iştahını kabartan kuru sabit tutmak üzere verilmiş bir sözünüz yok (Not: Kur rejimini seçen elbette Merkez Bankası değil, hükümet; Merkez Bankası o rejime göre para politikası araçlarını kullanıyor.). Nihayetinde bir yandan faizi yükseltebileceğiniz düzeye kadar yükseltir, kuru da bırakırsınız gider. Sistem dalgalı kur rejimi olduğu için de ileriye yönelik döviz cinsi sözleşmeler zaten kurun sabit tutulacağı varsayımı ile yapılmaz. Kurun yükselmesinden olumsuz etkilenenler daha az, etkilenme dereceleri daha düşük olur.

ABD ve İsrail’in İran’a saldırması ile başlayan savaş döneminde Merkez Bankası’nın yapabileceklerine bu çerçevede bakmak yararlı olacak. İşi zorlaştıran elbette savaşın ne kadar süreceğine ve Hürmüz Boğazı’nın ne kadar kapalı kalacağına ilişkin belirsizlik. Kaldı ki bir anlaşma yapılsa ve taraflar buna uysa bile Bölge’de hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı açık. Buralara ilişkin risk alma iştahı nasıl olur? Yerleşiklerin bu ortamda ‘güvenli liman’ arayışları ne kadar devam eder? Arzı keskin biçimde azalan ürünlerin arzının eski düzeylerine çıkması ne kadar süre alır?

Gerçi yazının buraya kadar olan kısmını ‘kaleme aldıktan’ sonra iki haftalık bir ateşkes anlaşması imzalandı ama olayların nasıl gelişeceği hâlâ belirsiz. Trump delisi ve ekürisi Netanyahu’nun ne yapacaklarını kestirmek mümkün mü? Bu ortam Merkez Bankası açısından oldukça zor bir ortam.

Bir başka zorluk: Programın eksik olması

Merkez Bankası’nın işini zorlaştıran önemli bir olgu daha var. Ekonomi programı eksik bir program. Doğrudan ekonomi ile ilgili alanların dışında önemli kırılganlıkları var Türkiye’nin. Başta şüphesiz yargı sistemi geliyor. Adil ve hızlı çalışan bir yargı sistemi kurulmasına ilişkin hızlı adımlar atılsaydı, “bu sefer farklı” kanısı güçlenir ve programa ilişkin güveni sağlamak mümkün olurdu. Ayrıca Türkiye çok daha ‘çekici’ bir ülke konumuna gelirdi. Bunun yanı sıra ihale ve imar yasalarının olumlu yönde değiştirildiğini düşünün. Dahası, siyasi baskı altında kalmaları halinde ekonomiye duyulan güvenin yerle bir olduğu kurumların bağımsızlıklarının güvence altına alındığını hayal edin. Bu koşullar altında, savaş elbette yine kura yukarıya doğru baskı yapardı. Ama ekonomimin temelleri sağlamlaştırıldığı için bu büyük bir sorun olmazdı. Döviz likiditesini sağlamak üzere önlemlerinizi açıklardınız ama döviz satmanıza gerek kalmazdı. Faiz artırımları yeterli olurdu.

Enflasyon açısından bakmalı mı?

Yazı, Merkez Bankası’nın yapabilecekleri hakkında olduğu için enflasyonu dikkate almadan analiz yapmak mümkün değil. Yasası gereği Merkez Bankası’nın temel amacı fiyat istikrarını sağlamak çünkü. Bu savaş olmasaydı 2026 sonunda enflasyonun yüzde 25 civarında gerçekleşmesi beklenirdi. Savaşın birden fazla kanalla enflasyonu yükseltmekte olduğu açık. Bir yandan kura yukarıya doğru baskı, diğer yandan enerji fiyatlarındaki sıçrama, bitmedi, gübre ve plastik ürünleri fiyatları, taşıma maliyetleri... Savaş şimdi kesilmiş olsa bile üretim tesislerine ve üretilen ürünlerin dağıtım kanallarına önemli hasar verildiği ortada. Enflasyonun yüzde 30 civarında bir yerde takılıp kalması şaşırtıcı olmaz. Ateşkes bozulur ve savaş uzarsa bu düzeyin de üzerine çıkabilir. Ne kadar çıkacağı savaşın ne kadar süreceğinin yanı sıra ne kadar şiddetleneceğine de bağlı.

Ateşkes yapıldı: Merkez Bankası ne yapmalı?

Bu koşulları dikkate alarak şu soruyu sormanın tam vakti: Merkez Bankası bundan sonra ne yapmalı? Savaşın başlangıç günlerinde ‘savaş kısa sürer’ ihtimali ile artan döviz talebinin kuru sıçratmasını önlemek üzere döviz satmasını anlıyorum. Ama yukarıdaki tartışma çerçevesinde bunun sürdürülebilir olmadığı açık.

Ateşkes bir barış anlaşmasına dönüşürse, dövize olan talebin azalması beklenir. Buna rağmen enflasyonist baskı bir süre daha devam edecektir. Brent ham petrol fiyatı anlaşma sonrasında yüzde 14 oranında azaldı ama hâlâ 94 dolar düzeyinde; yüksek. Yukarıda vurgulandığı gibi tüm arz kısıntılarının hemen bitmesini beklememek gerekir. Bu durumda Merkez Bankası’nın en azından savaş öncesindeki politika faizi olan haftalık repo politika faizini, şu andaki fiili politika faizi olan koridorun üst sınırına (yüzde 40) yükseltmesi iyi olur. Bu çerçevede koridorun üst sınırı da yukarıya çıkar (yüzde 43?). Ateşkese bağlı belirsizliğe bağlı olarak üst sınır yeniden politika faizi olarak kullanılabilir. Ancak artan enflasyonist baskı da dikkate alınarak yüzde 40 olan politika faizi düzeyi ölçülü biçimde yükseltilebilir. Bu durumda, faiz koridorunun üst sınırı daha da yukarıya çekilir.

Savaş devam ederse: Merkez Bankası ne yapmalı?

Peki, ateşkes istenilen sonucu vermez ve savaş devam ederse? Merkez Bankası’nın döviz rezervini daha fazla eritmesine gerek olmadığını düşünüyorum. Şöyle düşünün: Savaş çok uzarsa zaten bunu yapma olanağı kalmayacak çünkü havuzdaki su azalacak. O zaman ileride –savaş uzarsa ve şiddetlenirse çok da ileride bir tarihte değil- yapamayacağı şeyi şimdiden kendi rızası ile yapmaktan vazgeçmek daha akılcı bir davranış olmaz mı?

Bu çerçevede doğru politikanın, döviz satmamak, döviz talebinin şiddetine bağlı olarak faiz artırmak ve enflasyonun yüzde 30’a, savaş şiddetlenir ve daha da uzun sürerse yüzde 35’e yükselmesine rıza göstermek olduğunu düşünüyorum. Elbette bu rızayı gösterirken şeffaf biçimde yeni hedefini, tahminini ve neden bu yolu seçtiğini anlatmak gerekiyor.

Peki, bu politika zaten zorluk çekmekte olan sanayi üretimi ile ihracatı vurmaz mı? Mevcut reel faiz düzeyinin ne kadar yükseleceğine bağlı. Reel faizin çok fazla yükselmeyeceği koşullar oluşursa, soruya verilecek yanıt ‘hayır’ şeklinde olur. Kaldı ki döviz kuruna döviz satarak müdahale de olmayacağına göre (politika bileşiminde o da var) liranın reel olarak değer yitirmesi söz konusu olacak. İhracatçının kurdan yana şikayetlerinin azalması beklenir.

Bu elbette ihracatın artacağı anlamına gelmiyor. Aksine, gelişmiş modeller kullanarak TEPAV araştırmacılarının elde ettikleri ilk sonuçlar savaş nedeniyle ihracatı en fazla etkilenecek ülkelerden birinin de Türkiye olduğunu gösteriyor. Farklı bir deyişle, savaşın sürmesi ve şiddetlenmesi durumunda, reel faizi eksi düzeye çekseniz bile kur artacak diye ihracatı yükseltmeniz mümkün olmayacak. İhracatçı ve elbette sanayici giderek artan girdi temin etme sıkıntısı ile yüzleşecekler. Buna fazla yapılabilecek bir şey yok; talep olsa da yeteri kadar üretemeyecek bazı sektörler.

Bu durumda, Merkez Bankası’nın faiz politikasını, önce döviz talebinin dizginlenmesi ve sonra da enflasyonun yükseltilen yeni hedeften (30, 35?) daha yukarıya çıkmaması için oluşturması gerekiyor. Bunlardan daha öncelikli olan da şu: Lira cinsinden faizleri sıçratan bir likidite sıkışıklığına izin vermemek gerekiyor.

Savaş sürerse, büyüme düşecek enflasyon yükselecek

Çok fazla belirsizlik var ama şu oldukça açık: Şiddetlenmese bile savaşın sürmesi halinde Türkiye’de büyüme belirgin biçimde düşecek, enflasyon da yükselecek. Maliye politikasını ya da para politikasını gevşeterek bu sondan kaçış mümkün görünmüyor. Sonuçta önemli bir arz şokundan söz ediyoruz. Bu dönemde, nafile çabalarla zaman kaybetmek yerine, iç barışı tesis etmeye, ekonomik (ve ekonomiyi etkileyen) kurumsal yapıyı güçlendirmek için kullanmaya odaklanmak gerekiyor. Bu da ‘olmayacak duaya amin demek’ gibi oldu ama buraya not düşmekte yarar var; ben de not düştüm.

• Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.