Ekonomi

Kara pazartesi mi?

Sayın Alaattin AKTAŞ'ın, ekonomim.com sitesinde bugün yayımlanan "Kara pazartesi mi?" başlıklı köşe yazısı.

İran ile ABD arasındaki görüşmeler 24 saat bile sürmedi ve taraflar İslamabad’dan ayrıldı. Şimdi bütün dünya bugün olacakları bekliyor.

Acaba 13 Nisan 2026, kara pazartesi olarak mı anılacak, kaygı duyulan bu.

İlan edilen on beş günlük ateşkesin sonunda kalıcı bir barış sağlanır mı, sağlanmaz mı diye düşünülürken bir yandan da ateşkesin on beş gün boyunca korunup korunmayacağı tartışması yapılıyordu. Zaten İsrail ateşkes ilanından hemen sonra Lübnan’a dönük saldırıları devam ettirerek İran’ın ateşkes şartlarından birini ihlal etmiş ve adeta “Ben ateşkes istemiyorum” diye haykırmıştı.

Anlaşmazlık konuları belli… ABD İran’dan nükleer konusunda taahhüt istiyor, İran ise barışçıl nükleer enerji haklarından vazgeçmiyor ve uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurması yönündeki isteği reddediyor.

ABD Hürmüz boğazından geçişte bir ücret alınmasına karşı çıkarken İran bu konuda söz hakkının kendisinde olmasında ısrarcı.

Uzlaşma sağlanamayan diğer iki temel konu da İran’ın Lübnan’daki Hizbullah’a ve Yemen’deki güçlere verdiği destek ile savaş tazminatı.

Bugün ne olur?

Bu sorunun yanıtı ateşkes ilan edildikten sonra olanlara bakılarak verilebilir.

O gün olanların tersi söz konusu olacaktır…

Öncelikle ham petrol fiyatları yeniden artacak, genel olarak tüm enerji kalemlerinde yükselme görülecektir.

Borsalarda ve emtia fiyatlarında geri çekilme yaşanacaktır.

Nefes alır gibi olunmuştu ki…

Tüm dünya gibi Türkiye de ateşkesten sonra soluklanmıştı ki, bu soluklanma çok kısa süreli oldu.

Ateşkesten hemen sonra motorinde tek seferde şimdiye kadar gerçekleştirilen en büyük indirimin ömrü zaten yalnızca bir gün sürmüştü. Şimdi bu hafta içinde muhtemelen ve ne yazık ki yeniden yüklü zamlar görülecektir.

Akaryakıt zamları artık resmi enflasyon oranını etkilemiyor(!) ama bu zamlar hem ekonomideki maliyet baskısını artıracak, ekonomik durgunluğu körükleyecek, hem de vatandaşın geçim zorluğunun daha artmasına yol açacaktır.

Merkez ne yapacak?

Ateşkesin tümüyle sona ermesi gibi bir durum yaşanırsa, ki gidişat öyle, Merkez Bankası 22 Nisan’daki PPK toplantısında ne yapacak? Görünürde dört senaryo var…

-Senaryo I: Hiç yapılamayacak olan faiz oranlarına dokunmadan fonlamayı gecelikten haftalığa kaydırmaktır. Çünkü bu, halen fiilen yüzde 40 olan faizin yüzde 37’ye indirilmesi olur ki, bu bir ekonomik intihardır.

-Senaryo II: Merkez Bankası faiz oranlarını sabit bırakabilir ve fonlama yine gecelik kanaldan yapılır. Şimdiki duruma göre bir değişiklik olmaz.

-Senaryo III: Merkez Bankası tüm faizleri 3’er puan artırır. Haftalık repo ihale faiz oranı yüzde 40’a, gecelik fonlama faiz oranı yüzde 43’e yükseltilir. Fonlamada yeniden haftalık repoya geçilir ve fiili faiz değiştirilmemiş olur. Ya da faizler yüzde 40 ve 43 olarak belirlenir ve fonlama gecelik borç verme kanalından yapılarak faiz yüzde 43’e çıkarılır.

-Senaryo IV: Ateşkesin geride kalması ve savaşın daha da şiddetlenmesi gibi bir durum yaşanırsa Merkez Bankası faizleri 4 puan ya da daha fazla artırır ve duruma göre fonlamayı haftalık repo ihalesi yoluyla yapmaya başlar ya da yine gecelikten devam eder.

Bu senaryolardan hangisinin gerçekleşeceğini kuşkusuz önümüzdeki günler belirleyecek. Ama ilk senaryonun gündeme gelmesi şu aşamada hiç mi hiç mümkün görünmüyor.

Olabilecek en ağırlıklı senaryo, üçüncü senaryo ve bunun ilk bölümüdür, yani faizin 3’er puan artırılması ve fonlamanın haftalıktan yapılmasıdır.

Ama savaş daha da şiddetlenirse dördüncü senaryo gündeme gelecektir.

Sanayi üretimine hangi pencereden bakmalı?

Sanayi üretiminde şubatta ortaya çıkan gerçekleşme ilk bakışta olumlu bir gidişata işaret ediyor. Şubattaki üretim takvim etkisinden arındırılmış hesaplamaya göre geçen yılın aynı ayının yüzde 2,2, takvim ve mevsim etkisinden arındırılmış hesaplamaya göre ise bir önceki ayın yüzde 2,6 üstünde.

Sanayi üretiminde en büyük ağırlığa sahip imalat sanayinde ise geçen yıla göre yüzde 2,4, bir önceki aya göre yüzde 3,3 düzeyinde bir artış var.

Bu oranlar ekonomi yönetimi tarafından çok olumlu bulundu ve o yönde değerlendirmeler yapıldı. Bu da gayet normal.

Ne var ki bazı verileri çok kısa bir zaman dilimindeki performansa bakarak değerlendirmek yanıltıcı olabilir. O yüzden sanayi üretimi verilerine aylık bazda değil, daha geniş bir zaman dilimindeki seyri dikkate alarak bakmakta yarar var. Adım adım gidelim…

Sanayi üretimi şubatta geçen yıla göre yüzde 2,2 arttı ama iki ay toplamında geçen yıla göre değişim neredeyse yok; yalnızca yüzde 0,09’luk bir artış söz konusu.

Son on iki aydaki üretimin, önceki on iki aya kıyaslaması daha önemli bir gösterge. Buna göre üretim artışı yüzde 2,9 düzeyinde.

Sanayi üretiminin gerçek seyrindeki değişimi gösteren oran da bu, on iki aylık dönemlerin kıyaslanmasıyla bulunan oran.

Şubattaki artışın nedeni

Şubat ayındaki üretim artışının nelerden kaynaklandığına gelince…

Sanayi üretimindeki yüzde 2,2’lik artışın hemen hemen tümünü, 2,1’ini imalat sanayindeki artış sağladı, bu normal.

İmalat sanayindeki artışı sağlayan ne, o da önemli, genele yayılan bir artış var mı, yok mu?

İmalat sanayindeki artış ağırlıkla motorlu kara taşıtları dışında tasnif edilen diğer ulaşım araçlarındaki üretim artışından kaynaklandı. İmalat sanayindeki yüzde 2,4’lük artışın 1,6 puanı bu kalemden. Sanayi üretiminde diğer ulaşım araçlarıyla “gemi ve tekne, demiryolu lokomotifleri ve vagon, İHA, askeri savaş araçları yapımı” kastediliyor. Türkiye uzun zamandır aydan aya dalgalı bir seyir izlese de İHA yapımında çok yol aldığı için de bu kalemin etkilediği “diğer ulaşım araçları” imalatı toplamı önemli ölçüde yukarı itiyor.

Bu arada çok uzun zamandır büyük sorunlar yaşayan tekstil ve giyim eşyası sektörlerindeki sıkıntılar şubat ayında da sürdü. Bu iki sektördeki üretim düşüşleri toplamı aşağı çekecek yönde etki yaptı. İmalat sanayi üretimini eksi yönde olmak üzere giyim eşyası 1, tekstil 0,4 puan etkiledi.

Beş yıllık üretim artışı yüzde 14

Sanayi üretimindeki aylık hareketler yerine uzun dönemli eğilime bakmak gerektiği açık. TÜİK, sanayi üretimini 2021 yılını 100 kabul ederek oluşturuyor. Açıklanan son veri şubat olduğu için 2021’in şubatına göre olan değişime bakalım; toplam yüzde 14 artış.

Yani sanayi üretimi beş yılda bu oranda artış göstermiş.

Bu da demektir ki yıllık ortalama üretim artışı yüzde 2,6.

Son bir yıldaki yüzde 2,2 ile uyumlu bir artış ama Türkiye’ye sanayi üretimini yıllık yüzde 2,6 dolayında artırmak yeter mi, elbette tartışılır.

• Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.