Haftaya küresel finansal piyasalar açısından bomba gibi bir haberle başladık. Fed binasının yenilenmesinin önceden planlanan değerin çok üzerine -2,5 milyar dolara- çıkması üzerine Fed Başkanı Powell için savcılar soruşturma açmışlar. Soruşturma, geçen yaz Powell’ın Kongre’de yaptığı açıklamalardan yola çıkılarak başlatılmış. Uluslararası finans basını, bunu, Trump yönetiminin Fed’e yaptığı baskıyı bir üst düzeye çıkarması olarak görüyor. Faiz kararlarının, Fed’in yapageldiği gibi ABD ekonomisindeki gelişmelere göre değil de Trump yönetiminin arzu ettiği biçimde alınmasının yolunu açmak için atılan yeni bir adım olarak yorumluyor.
Para politikası ana belirleyici konumunda
Politika faizine ilişkin kararlarının hangi kurum tarafından ve nasıl alındığı merkez bankası bağımsızlığının temel belirleyicisi. Ülke deneyimlerinden çıkan çok açık bir sonuç var. Şu: Enflasyonla para politikası arasında çok yakın bir ilişki mevcut. Para politikasının enflasyonu düşük bir düzeyde tutmak için değil de başka amaçlarla kullanıldığı ülkelerde enflasyon yüksek düzeylerde seyrediyor. Elbette sadece para politikası belirlemiyor enflasyonu. Mesela, bir dönem enerji fiyatlarının yüksek seyretmesi de enflasyonu olumsuz etkiliyor. Burada önemli olan, para politikasının ana belirleyici konumunda olması. Bir ülkede sürekli yüksek enflasyon varsa bakılması gereken ilk yer para politikası. Maliye politikasının rolü yok mu diyebilirsiniz elbette. Olmaz mı, var. O nedenle faiz kararlarının nasıl alınacağına ilişkin kurumsal alt yapı oluşturulurken bu ilişki de dikkate alınıyor.
Öyle bir kurumsal alt yapı oluşturmaya çalışıyorsunuz ki para politikası en iyi yapabileceği işe –enflasyonu düşük düzeyde tutmak- odaklansın, başka amaçlarla kullanılmasın. Başka amaçlar ne? Listenin başında siyasi amaçlar var. Seçimler yaklaşıyor diyelim. Piyasada biraz daha ‘yaprak kıpırdasa’ kötü mü olur? İç talep canlanıp esnafın yüzü gülse, işsizlik düşse, insanlar kendilerini daha mutlu hissetseler... Ne var bunda? Bir şey yok elbette. Mesele bunları kalıcı kılabilmekte; sadece seçimlerden önce değil, her zaman insanların kendilerini mutlu kılabilecekleri bir ortam yaratmakta. Siyasetçi elbette şu soruyu aklına getirecek: Sürekliliği sağlayamasam bile hiç olmazsa seçimler yaklaşıyorken böyle bir ortam yaratabilir miyim? İnsanların kendilerini daha mutlu hissettikleri bir ortam, muhtemelen işbaşındaki siyasi iktidara bir dahaki seçimde daha fazla oy olarak dönecek. ‘Dayanılmaz bir cazibe’. Oysa bu tür uygulamalar ekonomiyi bozuyor, ısrarla sürdürülmeleri halinde de kalıcı hasar yaratabiliyorlar. Daha yüksek enflasyonlu bir ülkeye dönüşüyorsunuz ama istihdam ve üretim artışı öncekinden yüksek olmuyor. Olmadığı gibi, hasar fazlaysa, daha düşük düzeylere inebiliyorlar. Kaş yapayım derken göz çıkarma durumu…
Merkez bankası bağımsızlığının ortaya çıkmasının temel nedeni özetle yukarıda belirttiklerim. “Bu tür uygulamaları nasıl azaltabiliriz?” sorusuna yanıt bir anlamda. Öyle bir kurumsal yapı oluşturuyorsunuz ki, faiz kararları ekonominin gereklerine göre -özellikle de enflasyonun düşük düzeyde kalması için- alınıyor. Bu çerçevede kamu bütçesinin finansmanı ile merkez bankası arasındaki ilişki ortadan kaldırılıyor (ekonomik bağımsızlık), merkez bankası yöneticilerinin atama ve görevden alınma biçimleri ile görev süreleri politik baskıyı en aza indirecek şekilde tasarlanıyor (politik bağımsızlık) ve faiz kararları sadece merkez bankası tarafından alınıyor (araç bağımsızlığı).
Merkez bankasının bağımsızlığını sağlayacak olanlar siyasetçiler
Kurumsal yapı sağlam olabilir de merkez bankası garip kararlar alamaz mı? Olabilir elbette. Garip kararların nedeni bilgisizlik olabilir; pek mümkün, ya da siyasi iktidara şirin görünmek olabilir; o da mümkün. Ama oluşturulan kurumsal yapı düzgün değilse para politikası her daim siyasetçinin ‘oyuncağı’ olabilir. Mesele, o oyuncağın kullanılmasına yönelik iştahı azaltmakta ve oyuncağı gözden ırak bir yere saklamakta. Kaldı ki bu işi yapacak da yine seçilmiş siyasetçiler. Merkez bankasının bağımsızlığına ilişkin yasayı onlar yapıyor, merkez bankaları değil.
• Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.