Türkiye ekonomisi son yıllarda yüksek enflasyon, sıkılaşan para politikası, değişken kur dinamikleri ve küresel talep koşullarındaki belirsizliklerle eş zamanlı bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Orta Vadeli Program (2026–2028) çerçevesinde dezenflasyon sürecinin kararlılıkla sürdürülmesi, finansal istikrarın güçlendirilmesi ve üretim-ihracat odaklı büyüme modelinin desteklenmesi temel politika öncelikleri arasında yer alıyor. Bu ortamda reel sektör açısından en kritik başlık, nakit akışının sürekliliği ve ticari risklerin yönetilebilirliği haline gelmiş durumda. İşte tam bu noktada faktoring sektörü, 2025 yılı itibarıyla ulaştığı 1,87 trilyon TL’lik işlem hacmi, 457 milyar TL’lik aktif büyüklüğü ve 410 milyar TL’lik alacakları ile finansal sistem içinde yeni bir ölçek seviyesine taşınmış bulunuyor.
2024 yıl sonunda 1,2 trilyon TL seviyesinde bulunan işlem hacminin bir yıl içinde yüzde 51’in üzerinde artarak 1,87 trilyon TL’ye yükselmesi, benzer şekilde aktif büyüklüğü ve alacaklarında da %45 ve %42 oranlarında artış olması sektörün nominal büyümeden öte yapısal bir genişleme yaşadığını gösteriyor. Yaklaşık 636 milyar TL’lik yıllık hacim artışı, ticari alacak finansmanının ekonomide giderek daha merkezi bir rol üstlendiğine işaret ediyor.
Nakit akışı ekonomisi
Türkiye’de şirketlerin büyük bölümü vadeli satış modeliyle faaliyet gösteriyor. Yüksek enflasyon ortamında vadelerin uzaması, tahsilat risklerinin artması ve finansman maliyetlerinin yükselmesi, işletmeler için bilanço yönetimini daha karmaşık hale getiriyor. Geleneksel kredi kanalları çoğu zaman teminat yapısı ve işlem süreleri nedeniyle her ölçekten firmaya aynı hızda cevap veremeyebiliyor. Faktoringin yükselişi, tam olarak bu “nakit akışı ekonomisinin” bir sonucu olarak okunmalı. İşlem hacmindeki güçlü artış, firmaların alacak temelli garanti, tahsilat ve finansman araçlarına daha fazla yöneldiğini ortaya koyuyor.
Türkiye’de işletmelerin yüzde 99,6’sını oluşturan KOBİ’ler, toplam istihdamın yaklaşık yüzde 68,5’ini sağlıyor. Dolayısıyla ticari alacakların finansmanı yalnızca şirket bilançolarını değil, istihdam dinamiklerini ve bölgesel ekonomik canlılığı da doğrudan etkiliyor.
Reel sektörle paralel büyüme
Faktoring sektörü 6361 sayılı Kanun çerçevesinde ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) denetiminde faaliyet gösteren 49 şirketten oluşuyor. 435 şube ve 5 bine yaklaşan çalışan sayısıyla sektörde kurumsal bir derinlik bulunuyor. Çoğunluğu KOBİ olan yaklaşık 95 binin üzerinde müşteriyle kurulan ilişki, faktoringin reel ekonomiyle doğrudan temas halinde olduğunu gösteriyor.
2025 yılı verileri, sektörün yalnızca işlem hacmi tarafında değil, aktif büyüklük ve alacak kompozisyonu tarafında da güçlü bir genişleme sergilediğine işaret ediyor. Bu tablo, faktoringin finansal sistem içindeki ağırlığının giderek arttığını ortaya koyuyor. BDDK’nın 2025–2028 Stratejik Planı’nda banka dışı mali sektörün gelişimini destekleyecek düzenleme ve denetim çerçevesinin güçlendirilmesi açık bir hedef olarak ortaya konulmuştur. Faktoring sektörü de bu çerçevede, düzenleyici perspektif içinde desteklenen ve finansal sistemin çeşitliliğini artıran temel bileşenlerden biri olarak konumlanmaktadır.
Borsa İstanbul’da işlem gören faktoring şirketlerinin varlığı da sektördeki kurumsallaşma düzeyinin önemli göstergelerinden biri olarak değerlendiriliyor. Şeffaflık ve düzenleyici çerçeveye uyum, sektörün sürdürülebilir büyüme kapasitesini destekleyen temel unsurlar arasında yer alıyor.
İhracat ve risk yönetimi
Türkiye’nin ihracat odaklı büyüme stratejisi, ticari risk yönetimini daha da kritik hale getirmiş durumda. Orta Vadeli Program (2026–2028) çerçevesinde cari açığın azaltılması, dış finansman ihtiyacının kalıcı biçimde düşürülmesi ve ihracatın katma değer kompozisyonunun güçlendirilmesi temel makroekonomik hedefler arasında yer alıyor. Bu doğrultuda, ihracatın finansman altyapısının güçlendirilmesi yalnızca sektörel değil, makroekonomik bir öncelik niteliği taşıyor. Avrupa, Orta Doğu, Afrika, Asya ve Amerika pazarlarında faaliyet gösteren ihracatçı firmalar için tahsilat güvencesi, döviz bazlı finansmana erişim ve vade yönetimi temel başlıklar arasında yer alıyor. Küresel ticarette jeopolitik risklerin ve finansal dalgalanmaların arttığı bir dönemde, garanti mekanizması içeren finansman çözümleri ihracatçı firmalar açısından daha fazla önem kazanmış durumda.
Uluslararası Faktoring Birliği (FCI) verilerine göre Türkiye, iki faktörlü ihracat faktoringi işlemlerinde küresel ölçekte üst sıralarda yer almayı sürdürmektedir. 2025 yılında Brezilya’da yapılan FCI 57. Yıllık Genel Kurul Toplantısı’nda Türk faktoring sektörü uluslararası alanda önemli başarılara imza atmıştır. FCI tarafından belirlenen performans kriterlerini sağlayarak ve ithalat faktoring şirketlerinin hizmet kalitesi değerlendirmesinde en yüksek oyu alarak “Dünyanın En İyi İhracat Faktoring Şirketi” unvanının Türkiye’ye kazandırılması; ayrıca “Pazarlama Ödülü” kategorisinde ikincilik ve “İşbirliği Ödülü” kategorisinde üçüncülük derecelerinin elde edilmesi, sektörün küresel rekabet gücünü teyit etmiştir. Bunun yanı sıra, FCI yönetim yapısında Türkiye’nin üst düzey temsil edilmesi ve başkanlık ile başkan vekilliği düzeyinde görev alınması, ülkemizin uluslararası faktoring ekosistemindeki etkin konumunu güçlendirmiştir. Bu uluslararası temsil gücü, Türkiye’nin ticaret finansmanındaki küresel konumunu da kurumsal düzeyde pekiştirmektedir.
Faktoring, ekonominin üretim ve ihracatını artırma hedefinde kritik kaldıraç oldu
1,87 trilyon TL’lik işlem hacmi, faktoring sektörünün artık yalnızca tamamlayıcı bir finansman aracı olarak değil, ticaret finansmanının ana bileşenlerinden biri olarak konumlandığını gösteriyor. Önümüzdeki dönemde büyümenin enflasyonun üzerinde gerçekleşmesi beklenirken, sektörün yönünü belirleyecek üç temel unsur öne çıkıyor: dijital entegrasyon, ihracatın finansmanı ve veri odaklı risk yönetimi. 2026 yılına ilişkin bir diğer önemli gelişme ise katılım finans esaslarına göre faktoring işlemlerinin sektörde fiilen başlamasıdır. 2025 yılı içerisinde katılım esaslarına göre faaliyet göstermek üzere bir faktoring şirketinin kurulmuş olması, sektör açısından yeni bir dönemin başlangıcına işaret etmektedir. 19 Aralık 2025 tarihli Katılım Esaslarına Uyum Tebliği çerçevesinde, münhasıran katılım esaslarına göre faaliyet gösterecek şirketlerin yanı sıra, gerekli organizasyonel ve kaynak ayrıştırması ile iç kontrol mekanizmalarının tesis edilmesi şartıyla konvansiyonel faktoring şirketlerinin de katılım faktoring işlemleri gerçekleştirebilmesine imkân tanınmıştır. Bu düzenleme, sektörün ürün çeşitliliğini artırırken; faizsiz finans ekosistemi ile ticari alacak finansmanını daha güçlü biçimde entegre edecek yeni bir büyüme alanı oluşturmaktadır. Türkiye ekonomisinin üretim ve ihracat kapasitesini artırma hedefi doğrultusunda, ticari alacak finansmanı kritik bir kaldıraç olmaya devam edecek. Faktoring sektörü ise ulaştığı ölçek, kurumsal altyapı ve dijital dönüşüm kapasitesiyle bu sürecin merkezinde yer almayı sürdürecek.