Ekonomi

Enflasyonun tipini ‘çok da şey etmesek’

Sayın Fatih Özatay'ın, ekonomim.com sitesinde bugün yayımlanan "Enflasyonun tipini ‘çok da şey etmesek’" başlıklı köşe yazısı.

Kur artışının arkasındaki temel nedenlerden biri talebi de canlı kılacak düşük faiz-bol kepçe kredi politikası ise, maliyet artışları katmerli hale geliyor. Kâr oranlarındaki yükseliş de bunlara eşlik ediyor. Enflasyon patlıyor.

Enflasyonun ne tip bir enflasyon olduğu hakkında rivayet çok. Talep enflasyonundan tutun da arz enflasyonuna kadar geniş bir yelpaze enflasyon hazretlerine uygun görülüyor. Tipi o kadar önemli mi? Dahası, (enflasyon hazretlerinden özür dileyerek) patlak verdikten sonra enflasyon tipsizleşiyor mu?

Talep enflasyonunu ele alın mesela. Ücret ve fiyat belirleme çekişmesi ile çok yakından ilişkisi yok mu? Hem ortodoks hem de heterodoks iktisat yazınının önemli bir kısmında kapasite kullanım oranının ücret ve fiyat belirleme sürecindeki rolü merkezdedir. Talep canlıysa, kapasite kullanım oranı yükseliyor. Ücretli kesimin (kurama göre) pazarlık gücü yükseliyor ve ücretlere yukarı doğru baskı gerçekleşiyor. Aynı ortamda, ne üretiyorlarsa kapış kapış gittiğini gören şirketler, özellikle fiyat saptama gücü olanlar, maliyetlerinin üzerine koydukları kâr oranlarını yükseltiyorlar. Fiyatlar hem ücret hem de kâr oranlarındaki artış nedeniyle artıyor. Geriye doğru endeksleme mekanizmalarının da yardımıyla enflasyon kalıcı hale geliyor. Dahası, giderek yükselebiliyor. Dolayısıyla, canlı talep maliyet ve kâr oranları artışlarıyla enflasyonu yükseltiyor.

Arz enflasyonu biraz daha yapısal

Türkiye gibi ithal ara malı girdilerin ve ithal enerjinin, üretimin önemli bir unsuru olduğu ülkelerde, kur artışlarına yol açan gelişmeler, maliyetleri yukarıya çekiyor. Kur artışının arkasındaki temel nedenlerden biri talebi de canlı kılacak düşük faiz-bol kepçe kredi politikası ise, maliyet artışları katmerli hale geliyor. Kâr oranlarındaki yükseliş de bunlara eşlik ediyor. Enflasyon patlıyor.

Arz enflasyonu biraz daha yapısal. Mesela, Türkiye’de hayvancılık sektörünün durumu ve özellikle de kırmızı et üretiminde yaşanan darboğazlar. Bunun oluşacağı konusunda çok önceden uyarılarda bulunanlar vardı. Tarım politikasındaki yanlışlara dikkat çekiyorlardı. Ve nitekim oldu da. Bu da gıda enflasyonunu yukarıya çeken bir unsur. Zaman zaman hava koşulları da etkili. Don, kuraklık gibi doğal afetler tarım sektörünü vurabiliyor. Yaş sebze ve meyvenin yanı sıra işlenmiş tarım ürünlerinin fiyatları da artmaya başlıyor. Ya da COVID pandemisinde olduğu gibi taşımacılık faaliyetlerinin pat diye kesilmesi; büyük lojistik sorunların ortaya çıkmasıyla oluşan fiyat artışları.

Enflasyon denilen olgu fiyatların bir kez artması değil elbette. Sürekli fiyat artışı anlamına geliyor enflasyon. İşte ‘tipsizleşme’ye başlaması da bu süreçte oluyor. Enflasyonun arkasındaki unsurların çoğu birlikte hareket etmeye başlıyor. Yakın geçmişin meşhur sözü ile “at izi it izine karışıyor” (atlardan ve köpeklerden özür dilerim).

‘Tipsizleşmenin’ tipik bir örneği, enflasyon yüzde 19 ve enflasyon hedefi yüzde 5 iken, 23 Eylül 2021’deki Para Politikası Kurulu kararı ile politika faizinin yüzde 18’e düşürülmesi ve bu adımın devamının geleceğinin vurgulanması sonrasında yaşananlar. Bu arada, politika faizinin Ekim 2021’de yüzde 16’ya, Kasım 2021’de yüzde 15’e ve Aralık 2021’de de yüzde 14’e düştüğünü hatırlatmak gerekiyor. Resmi tüketici (ve parantez içinde İTO İstanbul Ücretliler Geçinme Endeksi ile ölçülen) enflasyon değerleri şöyle (yüzde): Ekim 2021: 19,9 (20,8); Aralık: 36,1 (34,2); Ocak 2022: 48,7 (50,9); Nisan: 70 (80); Ekim:85 (108,9).

Politika faizinin pat diye düşürülmeye başlanmasıyla hemen talebin patladığını söylemek mümkün değil elbette. Peki, Ekim-Aralık 2021’de enflasyon nasıl iki katına çıkıveriyor? Yanıtı açık: Temel neden, faiz arzın merkezine doğru giderken döviz kurunun göğe sıçraması. Yarısı dolar yarısı eurodan oluşan döviz sepeti kurunun 2021 Eylül ayı ortalaması 9,3 lira iken 2021 Aralık ortalaması 14,4 liraya sıçrıyor. Üstelik, 20 Aralık 2021’de sepet kur 20,6 liraya fırlıyor. Açık ki Ekim-Aralık 2021’de iki katına çıkan enflasyonun baş sorumlusu kurdaki sıçrama ve o eğilimin devam edeceği bekleyişi.

Ama sonrasında at izi it izine karışıyor. Düşük faiz politikası ve beraberinde başlayan bol kredi süreci talebi de yükseltiyor. Mesela, 2022’de gözlenen kapasite kullanım oranları, içinde bulunduğumuz dönemde gerçekleşenlere kıyasla belirgin biçimde yüksek. Ocak 2022’de ‘yeni yıl fırsat kampanyası’ çerçevesinde aylık enflasyon yüzde 11’in üzerine yükseliyor. Yıllık enflasyon da yukarıda verdiğim değerlere göre üç haneye doğru yolculuğa çıkıyor. Kurdaki sıçrayış, derken kâr oranlarındaki artışlar, pazarlık gücü olanların ücretlerindeki artışlar… Arz tarafından gelen kısıtlar da cabası.

Enflasyonu yaratan politikalara nasıl set çekileceği daha önemli

Dolayısıyla, enflasyonun tipi üzerinde tartışmanın fazla yararı yok. Daha önemlisi, enflasyonu yaratan politikalara nasıl set çekilebileceği. Bol kepçe kredi politikasının sürdürülebilir olmadığı gibi istikrarı yerle bir ettiği bu kararı alanlara nasıl anlatılacak mesela. Ya da enflasyonun altında bir faiz politikasının eninde sonunda her türlü faizi artıracağı nasıl anlatılacak? Anlatmak da yetmez. Kurumsal yapıda bir şeyleri değiştirmek mümkün mü? Akla tabii hemen BDDK ve TCMB’nin bağımsızlığı geliyor. Ama sözünü ettiğim politikaların sürdürülebilir olmadığı hakkında anlayış yoksa, yasal bağımsızlık kâğıt üzerinde kalmaya mahkûm oluyor.

• Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Kaynak: ekonomim.com