O gün ABD’nin en önemli hisse senedi endeksi olan Dow Jones Industrial Average tek bir işlem gününde 508 puan gerileyerek %22,6 değer kaybetti.
Bu oran, endeksin tarihindeki en büyük günlük yüzde düşüşü olarak kayıtlara geçti. Finansal piyasaların modern döneminde böyle bir çöküş daha önce görülmemişti ve olay yalnızca Amerika Birleşik Devletleri ile sınırlı kalmayarak kısa sürede küresel bir piyasa krizine dönüştü.
1987’de yaşanan bu çöküşü anlamak için dönemin ekonomik ve finansal ortamına bakmak gerekir. 1980’li yıllar, özellikle ABD piyasaları için güçlü bir yükseliş dönemiydi. 1982’den itibaren başlayan uzun soluklu boğa piyasası sayesinde hisse senedi fiyatları hızla artmıştı. Reagan dönemi ekonomik politikaları, finansal piyasaların deregülasyonu, şirket birleşmelerindeki artış ve kurumsal yatırımcıların giderek büyümesi borsayı yukarı taşıyan önemli faktörlerdi. Bu süreçte Dow Jones endeksi yaklaşık beş yıl içinde dört katına yakın yükseldi ve 1987 yazında 2700 puanın üzerine çıkarak tarihî zirvelerini gördü. Ancak bu hızlı yükseliş aynı zamanda bazı ekonomistler ve yatırımcılar tarafından bir “aşırı değerleme” işareti olarak görülmeye başlamıştı.
1987 sonbaharına girilirken piyasalarda huzursuzluk yaratan birkaç gelişme de ortaya çıkmıştı. ABD’nin büyüyen ticaret açığı dolar üzerinde baskı yaratıyor ve küresel yatırımcıların ABD varlıklarına olan güvenini zayıflatıyordu. Faiz oranlarının yükselme ihtimali, hisse senetlerinin cazibesini azaltan bir başka faktördü. Bunun yanında jeopolitik gerilimler, özellikle ABD ile İran arasında Basra Körfezi’nde yaşanan tanker krizleri de yatırımcı psikolojisini olumsuz etkiliyordu. Piyasalardaki kırılganlık, çöküşten hemen önceki hafta da kendini göstermişti. Black Monday’den önceki günlerde Dow Jones endeksi yaklaşık %10 düşerek yatırımcıların sinirlerini zaten oldukça germişti.
19 Ekim Pazartesi sabahı geldiğinde dünya piyasaları zaten zayıf bir görünüm içindeydi. Asya borsalarında başlayan satış dalgası Avrupa’ya yayılmış, Londra ve diğer Avrupa piyasalarında ciddi düşüşler görülmüştü. Bu atmosfer içinde Wall Street açıldığında satış emirleri alış emirlerinden çok daha fazlaydı. Piyasanın açılmasıyla birlikte fiyatlar hızla düşmeye başladı. Gün ilerledikçe panik daha da büyüdü. Büyük kurumsal yatırımcılar ve fonlar portföylerini korumak amacıyla yoğun satışlar yaparken, bireysel yatırımcılar da panik içinde piyasadan çıkmaya çalışıyordu. Özellikle günün son saatlerinde satış baskısı dramatik biçimde arttı ve endeks gün sonunda 2246 puandan 1738 puana geriledi. Böylece Dow Jones tek bir günde 508 puan düşerek %22,6’lık tarihi kaybını yaşadı.
Bu çöküşün en dikkat çekici yönlerinden biri, bilgisayar tabanlı otomatik işlem sistemlerinin rolüydü. 1980’li yıllarda Wall Street’te giderek yaygınlaşan “program trading” adı verilen bilgisayar destekli işlem stratejileri, bu krizin hızını ve büyüklüğünü artıran önemli faktörlerden biri oldu. Özellikle “portfolio insurance” olarak bilinen strateji büyük yatırım fonlarının portföylerini piyasa düşüşlerine karşı korumak amacıyla geliştirilmişti. Bu sistemlerde bilgisayar algoritmaları, piyasa belirli bir oranda düştüğünde otomatik olarak satış yaparak riski azaltmayı hedefliyordu. Ancak Black Monday sırasında bu sistemler beklenmedik bir etki yarattı. Piyasa düşmeye başladıkça algoritmalar otomatik satış emirleri üretmeye başladı; bu satışlar fiyatları daha da aşağı çekti ve düşüş derinleştikçe daha fazla otomatik satış tetiklendi. Sonuçta piyasa adeta kendi kendini besleyen bir satış spiraline girdi.
Çöküşün etkisi yalnızca ABD ile sınırlı kalmadı. Küresel finans sisteminin giderek daha entegre hale gelmiş olması nedeniyle birkaç saat içinde dünyanın birçok borsasında sert düşüşler yaşandı. Hong Kong, Londra, Toronto, Sidney ve Tokyo gibi büyük finans merkezlerinde borsalar ciddi değer kayıpları yaşadı. Bazı ülkelerde düşüş oranları ABD’den bile daha sert oldu. Örneğin Avustralya borsası birkaç hafta içinde yaklaşık %40 değer kaybederken, Yeni Zelanda piyasasında kayıplar zirveden %60’a kadar ulaştı. Küresel ölçekte bakıldığında bu çöküş sırasında dünya borsalarında yaklaşık 1,7 trilyon dolarlık piyasa değeri silindi.
Krizin daha büyük bir finansal çöküşe dönüşmesini engelleyen en önemli faktörlerden biri ise ABD Merkez Bankası’nın hızlı müdahalesi oldu. O dönemde merkez bankasının başında bulunan Alan Greenspan, finansal sistemin işleyişini korumak amacıyla piyasaya güçlü bir güven mesajı verdi. Federal Reserve bankalara gerekli likiditenin sağlanacağını ve finans sisteminin destekleneceğini açıkladı. Bu müdahale bankacılık sisteminde oluşabilecek bir güven krizini önlemekte kritik rol oynadı.
İlginç olan ise Black Monday’in büyüklüğüne rağmen uzun süreli bir ekonomik krize dönüşmemesidir. 1929’daki borsa çöküşünün aksine, 1987’deki düşüş küresel ekonomide uzun süreli bir durgunluğa yol açmadı. Piyasalarda birkaç gün içinde kısmi bir toparlanma başladı ve Dow Jones endeksi iki gün içinde kayıplarının önemli bir kısmını geri aldı. 1987 yılı sona erdiğinde endeks yıl başına göre hâlâ hafif artıda bulunuyordu. Bu durum, finans tarihinin en ilginç paradokslarından biri olarak görülür: tarihin en büyük günlük düşüşlerinden biri yaşanmış, fakat bu olay kalıcı bir ekonomik felaketle sonuçlanmamıştır.
Buna rağmen Black Monday finansal sistem üzerinde kalıcı etkiler bıraktı. Bu olaydan sonra borsalarda “circuit breaker” olarak bilinen devre kesici mekanizmaları geliştirildi. Bu sistem, piyasa belirli bir oranda düştüğünde işlemleri geçici olarak durdurarak panik satışların kontrolsüz biçimde büyümesini engellemeyi amaçlar. Ayrıca algoritmik işlemler ve program trading konusunda yeni düzenlemeler getirildi, risk yönetimi modelleri yeniden tasarlandı ve türev piyasalarının denetimi artırıldı.
Sonuç olarak 1987 Black Monday olayı, yalnızca dramatik bir piyasa çöküşü değil, aynı zamanda modern finans sisteminin kırılganlıklarını ortaya koyan tarihsel bir dönüm noktasıdır. Bu kriz, teknolojinin finansal piyasalar üzerindeki etkisini ilk kez bu kadar açık biçimde göstermiş, yatırımcı psikolojisinin ve likidite koşullarının piyasaları ne kadar hızlı değiştirebileceğini kanıtlamıştır.
Bugün küresel borsalarda kullanılan pek çok risk kontrol mekanizması ve düzenleme, büyük ölçüde 19 Ekim 1987’de yaşanan bu tarihi çöküşten çıkarılan derslerin ürünüdür.