Fark etmişsinizdir, aslında başlığı kısalttım. Tam yazmak gerekirse şöyle demek gerekirdi:
“Faiz bu perşembe günü değişmez de sanki sonraki üç toplantıda değişir mi ki?”
Sonraki üç toplantının 10 Eylül, 22 Ekim ve 10 Aralık’ta yapılacağını hatırlatayım.
Merkez Bankası’nın 23 Temmuz toplantısında faizde değişikliğe gideceği zaten beklenmiyor. Perşembe günü yapılacak bir değişiklik çok büyük bir sürpriz olur, yanlış da olur. Ama yine de hem perşembe günü ne olabileceğini irdeleyelim; hem de sonrasında, sonraki üç toplantıda ne olur, ne olabilir, ona bakalım…
Faiz niye değişir?
Çok basit bir soruyla devam edelim:
“Merkez Bankası’nın politika faizi niye değişir?”
Bu dönem için faizin değişmesiyle tabii ki düşüşü kastediyorum.
Yani Merkez Bankası’nın politika faizi ne olursa aşağı çekilir ya da şu dönem faizi aşağı çekmeyi gerektirecek ne gibi koşullar var?
Bazı gerçekleri görmenin en sağlıklı yolu verilere bakmak…
10 Temmuz itibarıyla vatandaşın bankalarda 15,6 trilyon lira mevduatı var. Bu mevduatın 9,1 trilyonu TL, 6,5 trilyonu (139 milyar dolar) döviz cinsinden. Yani her 100 birimlik tasarrufun 58 birimi TL, 48 birimi döviz.
Döviz son dönemde enflasyonun altında artış kaydetmiş, reel olarak kayba yol açıyormuş… Çok geniş bir kitle bunu hiç umursamıyor ve döviz tutmaktan vazgeçmiyor.
Kaldı ki bu tutar bankadaki tasarruf. Bir de yastık altında, kasalarda tutulan miktar var.
Bu veriler bize çok özet olarak şunu söylüyor:
“Bir kere Türk halkı dövize olan ilgisini hiç kaybetmiyor. Bu yüzden de vatandaş Türk parasının getirisinin hızla düşmesi gibi bir durumda (çok yakın zamanda 2021’in son döneminde görüldüğü gibi) anında dövize yönelir.”
Bu gerçek ortadayken, eğer böyle bir durum, yani dövize hızlı bir yöneliş yaşanması istenmiyorsa faizde beklenmeyen ve olmayacak zamanda yüklü bir indirime gidilir mi?
Ya ılımlı bir indirim?
2021’in eylül ayında öyle bir anda yüklü bir faiz indirimi yapılmamıştı gerçi ama o dönem hiç faiz indirimi söz konusu olmamalıydı, o yüzden bu karar dramatik sonuçlar doğurdu. Üstelik faiz indiriminde birkaç ayla yetinilmedi, bu bir sürece dönüştü.
Oysa şimdi faiz indirilse indirilse ılımlı bir şekilde ve süreklilik göstermeyecek bir şekilde indirilir.
İyi de Merkez Bankası bu ayı da katarsak beş aydır kağıt üstünde yazan faizi bile uygulayamıyorken nasıl olacak da indirime gidecek?
Savaşla birlikte yüzde 37’lik haftalık repo ihale faiz oranı kağıt üzerinde kaldı ve piyasa yüzde 40 faizli gecelik kanaldan fonlanıyor.
Savaş kesin olarak biterse, enflasyonla faiz arasında 7-8 puan arasında olan fark enflasyon düştüğü için daha da açılırsa Merkez Bankası yeni bir faiz kararı almaksızın fonlamayı haftalık repoya kaydırmak suretiyle fiili faizi zaten yüzde 37’ye istediği an düşürebilir.
Dolayısıyla 23 Temmuz Perşembe günü yapılacak Para Politikası Kurulu toplantısında yüzde 37’lik haftalık repo ihale faiz oranı değişmez.
Sayıları çok az olsa da yüzde 40’lık gecelik fonlama faizinin aşağı çekilebileceğini savunanlar da var; ancak bu pek mümkün görünmüyor. Ne yapacak Merkez Bankası, gecelik faizi 39’a, 38’e çekecek ve fonlamayı yine bu kanaldan sürdürecek, tahminler bu yönde. İyi de şimdi 40 olan fiili faizi bir süreliğine birkaç puan aşağı çekmek ama örneğin savaş daha da büyürse yeniden artış yapmak durumunda kalmak, ya böyle bir durum olursa... Merkez Bankası bu olasılığı gözetmiyor olabilir mi?
Halen 37 ve 40 olan faizlere hiç dokunmayıp fonlamayı haftalık repoya çekerek fiili faizi bir anda 37’ye indirmek mümkün de koşullar buna da uygun değil. Hem zaten böyle bir adım için biraz önce belirttiğim gibi PPK toplantısına da gerek yok.
Bu yüzden perşembe günkü toplantı öyle görünüyor ki takvimde yer aldığı için yapılacak bir toplantıdan öteye gitmeyecek.
Ya sonraki toplantılar…
Girişte de belirttim, bu perşembeden sonra yıl sonuna kadar üç PPK toplantısı daha var. Bu toplantılarda hangi yönde kararlar alınabileceğini irdelemeden önce söz konusu dönemde öncelikle enflasyonun nasıl seyredebileceğine bakmak gerekiyor.
Şu dönem yüzde 32 dolayında bulunan yıllık enflasyon yıl sonuna kadar umulduğu gibi yüzde 20’lerin ortasına iner ve faiz-enflasyon makası çok açılacak gibi olur mu? Olmaz! Enflasyonun en fazla yüzde 28-29’a ineceği bekleniyor. Kaldı ki bu bile iyimser bir düzey. Enflasyon yıl sonuna kadar muhtemelen yüzde 32-33 dolayında seyredecek, belki bu oranlar artı-eksi 1-2 puan değişecek, yani yıl sonuna kadarki oranlar muhtemelen yüzde 31-34 arasında oluşacak.
Enflasyondan söz etmişken vurgulamak isterim. Bu ayın enflasyonu öyle hazirandaki gibi yüzde 1’in altına gelmeyecek, bu yönde bir beklenti de yok zaten. Son günlerde hizmetler sektöründe yapılan bir dizi zam bir yana akaryakıtta geçen ay ucuzlama olmuşken bugünkü fiyatların ay sonuna kadar değişmeyeceği varsayımına göre bile bu ay hazirana kıyasla benzin yüzde 2,4, motorin yüzde 7,1 zam görecek.
Hele hele yeniden patlak veren savaşla birlikte enerji maliyetleri nereye gidecek ve bu yurt içinde fiyatları nerelere tırmandıracak, hiç belli değil.
Sonuç olarak bu yılın enflasyonu konusunda temkinli olmakta yarar var. Yüzde 30’un altı büyük başarı olur.
Bu koşullarda faiz yıl sonunda yüzde 35’lere çekilebilir mi? Zor! Zor, çünkü faizin o düzeye çekilebilmesi için enflasyonun 28-29’a gerilemesi gerekiyor.
Ya döviz…
Türk halkının dövize olan ilgisinin bitmediğini ve bitmeyeceğini yazının girişinde sayılarla aktarmaya çalıştım. Üstelik giderek güçlenen bir “Döviz patladı patlayacak” algısı var. TL mevduatın ve giderek büyüyen yatırım fonlarının getirisinin hızla gerilemesine yol açacak bir faiz indiriminden sonra dövize olan ilgi çığ gibi büyürse ne olacak; Türkiye yeni bir KKM benzeri uygulama mı başlatacak?
Dolayısıyla hem enflasyonun seyrine, hem dövizde adeta pusuya yatmış bekleyen kitleye bakılarak faizde önümüzdeki toplantılarda da çok fazla hareket alanı bulunmadığını söylemek pek yanlış olmaz.
Elbette o günlere kadar köprülerin altından çok sular akar ama bugün için görünen durum bu…

• Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.





